Bratislava'da açıklanan PISA 2025 sonuçları, Türkiye adına uzun yıllar hatırlanacak bir ana tanıklık etmemizi sağladı. Millî Eğitim Bakanlığının davetiyle, Bakan Yusuf Tekin'e eşlik eden bir grup gazeteciyle birlikte katıldığımız programda, eğitimde yıllardır verilen emeğin uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu görmek yalnızca bir gazeteci olarak değil, ülkemizin geleceğine inanan herkes gibi beni de heyecanlandırdı.
PISA sonuçları elbette tek başına bir eğitim sisteminin bütün başarılarını veya eksikliklerini açıklamaz. Ancak 15 yaşındaki öğrencilerin bilgiyi gerçek hayat problemlerinde kullanma, yorumlama, analiz etme ve eleştirel düşünme becerilerini ölçmesi bakımından önemli bir uluslararası göstergedir. Türkiye'nin bu alanda kaydettiği ilerlemeyi, günlük siyasi tartışmaların ötesine geçerek değerlendirmek gerekiyor.
RAKAMLARIN ANLATTIĞI BAŞARI
PISA 2025 sonuçları, Türkiye'nin eğitimde son on yıldır sürdürdüğü yükselişin uluslararası ölçekte ne kadar dikkat çekici olduğunu ortaya koydu. Millî Eğitim Bakanlığının ülke raporuna göre Türkiye, son on yılda fen bilimleri, okuma ve matematik alanlarının tamamında puanını artıran tek OECD üyesi ülke oldu. Dünya genelinde öğrenci performansının gerilediği bir dönemde elde edilen bu sonuç, uzun vadeli eğitim yatırımlarının ve reformların karşılık bulmaya başladığını gösteriyor.
Türkiye, 91 ülke ve ekonominin katıldığı PISA 2025'te fen bilimlerinde dünya 19'unculuğuna, okumada 18'inciliğe, matematikte ise 28'inciliğe yükseldi. OECD ülkeleri arasında ise fen bilimlerinde 14'üncü, okumada 13'üncü ve matematikte 23'üncü sırada yer aldı. 2022'ye kıyasla dünya sıralamasında fen bilimlerinde 15, okumada 18, matematikte 11 basamaklık yükseliş kaydedildi. Böylece Türkiye, yalnızca puanlarını artırmakla kalmadı; uluslararası rekabetteki konumunu da önemli ölçüde güçlendirdi.
BAŞARININ ARKASINDAKİ EKİP RUHU
Bratislava'daki program boyunca dikkatimi çeken en önemli hususlardan biri, Millî Eğitim Bakanlığı çalışanlarının özverisi ve uyumlu çalışma biçimiydi. Programın her ayrıntısının düşünülmesi, gece geç saatlere kadar devam eden hazırlıklar, kurumlar arasındaki koordinasyon ve ortak bir hedef etrafında sergilenen çalışma disiplini, bu başarının neden sürpriz olmadığını bir yönüyle ortaya koyuyordu.
Elbette uluslararası bir organizasyonun hazırlanması ile ülke genelindeki öğrenci başarısı arasında doğrudan bir nedensellik kurulamaz. Ancak sahada gördüğüm bu kurumsal kültür, eğitim politikalarının uygulanmasında çoğu zaman yeterince konuşmadığımız bir gerçeği hatırlattı: Başarı yalnızca bir bakanın, bir yöneticinin veya tek bir reformun eseri değil. Başarı; öğretmenin sınıftaki emeği, okul yöneticisinin sorumluluğu, Bakanlık bürokrasisinin koordinasyonu ve siyasi iradenin aynı hedef doğrultusunda çalışabilmesi gibi çeşitli süreçlerin bileşkesini yansıtıyor.
YUSUF TEKİN: TECRÜBE, REFORM İRADESİ VE KURUMSAL DÖNÜŞÜM
PISA sonuçlarını değerlendirirken, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in eğitim politikalarındaki rolünü ayrıca ele almak gerektiğini düşünüyorum. Tekin, eğitim sistemini yalnızca Bakanlık makamından tanıyan bir isim değil; 2013-2018 yılları arasındaki müsteşarlığı, akademik geçmişi ve üniversite yöneticiliği boyunca eğitim yönetiminin farklı kademelerinde tecrübe edinmiş bir yönetici. Bu birikim, sistemin sorunlarını yalnızca raporlardan değil, uygulamanın içinden görmesini sağladı. Bugün ortaya koyduğu reform iradesinin arkasında da bu tecrübenin önemli bir payı olduğu kanaatindeyim.
Bakan Tekin'in en dikkat çekici yönlerinden biri, eğitimde köklü değişikliklerin ancak kararlı bir siyasi irade ve güçlü bir uygulama kapasitesiyle hayata geçirilebileceğini bilmesi. Müsteşarlık döneminde dershanelerin dönüşümü gibi son derece tartışmalı bir süreçte sorumluluk üstlenmesi, bu yaklaşımın erken örneklerinden biriydi. O dönemde sınav odaklı eğitimin öğrenciler ve aileler üzerinde oluşturduğu baskıyı, okulun merkezî rolünün zayıflamasını ve özel öğretim alanındaki denetim sorunlarını gündeme taşıdı. FETÖ'nün eğitim alanındaki yapılanmasına karşı yürütülen mücadelede de geri adım atmayan bir tutum sergiledi. Nitekim 2016 yılında yaptığı açıklamalarda, örgütün kendisine ve çalışma arkadaşlarına yönelik itibar suikastlarına rağmen mücadeleyi sürdürdüklerini açıkça ifade etmişti.
Tam da bu noktada Bakan Tekin'in üzerinde durduğu bir başka husus ise 15 Temmuz sonrasında eğitim politikalarının uygulanması bakımından yaşanan değişimdi. Zirvenin ardından yaptığımız röportajda Tekin, FETÖ yapılanmasının eğitim kurumlarından arındırılmasının ardından, daha önce karşılaşılan bazı engellerin aşılması ve reformların sahaya yansıtılması konusunda ilerleme kaydedildiğini vurguladı. Örgütün eğitim kurumlarını insan kaynağı devşirme ve kurumsal nüfuz oluşturma amacıyla kullandığı düşünüldüğünde, bu mücadelenin yalnızca güvenlik meselesi olmadığı; eğitim yönetiminin sağlıklı işlemesi bakımından da önem taşıdığı daha iyi anlaşılabilir.
Bugün Bakan olarak yürüttüğü çalışmalarda da benzer bir reform kararlılığı görülüyor. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile müfredatın yalnızca bilgi aktaran değil; beceri, değer, kavramsal düşünme ve öğrencinin bilgiyi kullanma kapasitesini geliştiren bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor. Millî Eğitim Akademisi ise öğretmen yetiştirme ve mesleki gelişim süreçlerini daha sistematik, uygulama ağırlıklı ve sürekli bir yapıya dönüştürme amacı taşıyor. Bu adımların her biri tartışılacak, geliştirilecek ve sonuçları da bilimsel yöntemlerle ölçülecek hiç kuşkusuz. Bu bağlamda Tekin'in vadeli bir dönüşüm için inisiyatif alması takdire şayan.
Bakanlık davetiyle katıldığımız Bratislava programı, bu başarıyı getiren grup çalışmasının kurumsal boyutunu da gözlemleme imkânı verdi. Bakanlık çalışanlarının gece geç saatlere kadar süren hazırlıkları, her ayrıntıya gösterdikleri özen ve uyum, güçlü bir ekip ruhunun varlığını gösteriyordu. Tekin'in tecrübesini, ekibinin enerjisi ve kurumun birikimiyle buluşturabilmesi, kanaatimce eğitim yönetimindeki önemli güçlü yönlerinden biridir.
EZBERDEN BİLGİYİ KULLANMAYA
Türkiye'de eğitim üzerine yıllardır yapılan tartışmalarda, sınav odaklılık ve ezberci öğrenme anlayışı önemli bir yer tutuyor. Geçmişte bilginin aktarılması ve öğrencinin öğrendiğini tekrar etmesi, eğitim başarısının temel ölçütlerinden biri olarak görülüyordu. Oysa günümüz dünyasında yalnızca bilgiye sahip olmak yeterli değil; o bilgiyi doğru bağlamda kullanabilmek, farklı veriler arasında ilişki kurabilmek, sorgulayabilmek ve yeni problemlere çözüm üretebilmek gerekiyor.
PISA'nın ölçmeye çalıştığı beceriler de büyük ölçüde bu anlayışla örtüşüyor. Bir öğrencinin matematiksel bilgiyi gündelik hayattaki bir problemde kullanabilmesi, bilimsel bir iddiayı veriler üzerinden değerlendirebilmesi veya okuduğu metindeki farklı anlam katmanlarını çözümleyebilmesi, 21. yüzyılın temel yetkinlikleri arasında yer alıyor.

10