Orta Doğu'da yaşanan gelişmeleri yalnızca askeri çatışmalar, diplomatik açıklamalar veya seçim sonuçları üzerinden okumak artık yeterli değil. Çünkü bölgedeki savaşlar ile ülkelerin iç siyasi dengeleri arasındaki ilişki giderek daha önemli hâle geliyor.
İsrail'de 27 Ekim'de gerçekleştirilen genel seçimler ve ABD'de 3 Kasım'da yapılacak ara seçimler bu açıdan dikkat çekici bir döneme denk geliyor.
Bir tarafta üç yıldır devam eden savaşların, 7 Ekim saldırılarının yarattığı güvenlik krizinin ve ekonomik sorunların ardından siyasi geleceğini belirlemeye çalışan Netanyahu bulunuyor. Diğer tarafta ise Kongre üzerindeki siyasi kontrolünü kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya olan Trump yönetimi.
Bu iki gelişme birbirinden bağımsız gibi görünebilir.
Ancak seçimlerin ardından yaşanabilecek siyasi kilitlenmelerin, İran merkezli yeni bir askeri gerilimle aynı döneme denk gelmesi önemli bir jeopolitik risk oluşturuyor.
Bugün sorulması gereken temel soru şu: Washington ve Tel Aviv'deki siyasi belirsizlikler, Orta Doğu'da yeni bir savaşın önünü açabilir mi
NETANYAHU'NUN SEÇİM ÇIKMAZI
İsrail seçimlerinin ortaya çıkardığı ilk tablo, Netanyahu'nun ciddi siyasi kayıplara rağmen güçlü bir seçmen desteğini koruduğunu gösteriyor.
28 Ekim sabahı oy sayımı devam ederken açıklanan sonuçlarda Netanyahu liderliğindeki sağ blok 54, Eisenkot liderliğindeki muhalefet 47, Arap partileri ise 19 sandalye düzeyindeydi.
120 sandalyeli İsrail Parlamentosunda hükümet kurabilmek için 61 milletvekilinin desteği gerekiyor.
Dolayısıyla ne Netanyahu ne de Eisenkot hükümet kurabilecek çoğunluğu tek başına sağlayabilmiş durumda.
Ancak seçimlerin asıl dikkat çekici boyutu başka bir yerde.
Netanyahu, 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından İsrail'in yaşadığı güvenlik başarısızlığına yönelik eleştirilere, Gazze'deki büyük insani yıkıma, uluslararası hukuk tartışmalarına, ekonomik maliyetlere ve hakkındaki yolsuzluk davalarına rağmen ülkenin en büyük siyasi partisine liderlik etmeyi sürdürüyor.
Bu tablo, Netanyahu'nun siyasi gücünün yalnızca kişisel liderliğinden kaynaklanmadığını gösteriyor.
İsrail toplumunda güvenlik, kimlik ve bölgesel tehdit algıları üzerinden şekillenen önemli bir siyasi taban bulunuyor.
Burada üzerinde durulması gereken mesele Netanyahu'nun neden hâlâ destek gördüğünden çok, bu siyasi anlayışın İsrail'in dış politikasını nasıl şekillendirdiği.
Çünkü Netanyahu'nun güvenlik söylemi, İran tehdidi ve askeri caydırıcılık üzerine kurulu.
Seçimlerin hemen öncesinde Trump ile birlikte İran'a yönelik askeri operasyonların yeniden başlayabileceğini gündeme getirmesi de bu açıdan önemliydi.
MUHALEFET KAZANIRSA FİLİSTİN POLİTİKASI DEĞİŞİR Mİ
İsrail'deki muhalefetin önemli bir bölümü Netanyahu'nun yönetim anlayışını eleştiriyor.
Ancak bu durum, muhalefetin Filistin meselesinde tamamen farklı bir siyasi yaklaşım benimsediği anlamına gelmiyor.
Nitekim Netanyahu'nun en önemli rakibi Gadi Eisenkot, eski bir Genelkurmay Başkanı.
Naftali Bennett ve Yair Lapid'in oluşturduğu siyasi birlik, Avigdor Lieberman'ın seküler milliyetçi çizgisi ve Demokratlar ittifakı arasında önemli ideolojik farklılıklar bulunuyor.
Buna rağmen Netanyahu karşıtı partilerin ortaklaştığı temel meseleler arasında Haredi Yahudilerinin askerlikten muafiyetinin sınırlandırılması, 7 Ekim saldırılarındaki güvenlik başarısızlığının araştırılması ve hükümetin yönetim anlayışının değiştirilmesi yer alıyor.
Özellikle askerlik meselesi İsrail siyasetinin merkezine yerleşmiş durumda.
Savaşların toplum üzerindeki askeri ve ekonomik yükünün artması, bazı dini grupların askerlikten muaf tutulmasına yönelik tartışmaları derinleştirdi.

14