İran krizi Türkiye açısından sadece Tahran'ın nükleer kapasitesiyle sınırlı bir mesele değil. Ankara bu krizi çok daha geniş bir güvenlik çerçevesinden okumaktadır: sınır güvenliği, enerji arzı, göç baskısı, terör tehdidi, bölgesel güç dengesi ve ekonomik istikrar.
Bu nedenle Türkiye'nin pozisyonunu "İran yanlısı" ya da "Batı karşıtı" gibi basit kalıplarla açıklamak mümkün değildir. Ankara'nın temel yaklaşımı oldukça nettir: İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması kabul edilebilir değildir; ancak bu sorunu savaş, rejim değişikliği ya da dış destekli vekil aktörler üzerinden çözmeye çalışmak bölgeyi çok daha tehlikeli bir noktaya sürükleyebilir.
Türkiye'nin hafızasında Suriye tecrübesi hâlâ çok canlıdır. Suriye'de devlet otoritesinin zayıflaması sadece insani bir kriz doğurmadı; Türkiye'ye milyonlarca sığınmacı, sınır güvenliği sorunu, terör tehdidi, sosyal uyum baskısı ve büyük ekonomik maliyetler olarak geri döndü. Bugün İran'da benzer bir istikrarsızlık yaşanırsa bunun etkisi Türkiye açısından daha da karmaşık olabilir.
Çünkü İran, Türkiye'nin doğrudan komşusudur. Türkiye-İran sınırı yaklaşık 560 kilometrelik uzun bir hatta yayılmaktadır. İran'da merkezi otoritenin zayıflaması, sadece yeni bir göç dalgası anlamına gelmez. Aynı zamanda PJAK/PKK gibi yapıların hareket alanı kazanması, kaçakçılık ağlarının güçlenmesi, mezhepsel gerilimlerin derinleşmesi ve Türkiye'nin doğu sınır hattında yeni bir güvenlik baskısı oluşması anlamına gelir.
Bu noktada Ankara'nın asıl kaygısı İran'ın Suriye benzeri bir parçalanma ve vekâlet savaşları alanına dönüşmesidir. Çünkü bölgedeki tecrübeler göstermiştir ki devlet otoritesi çöktüğünde ortaya çıkan boşluğu çoğu zaman demokratik aktörler değil, silahlı gruplar, terör örgütleri ve dış güçlerin vekil unsurları doldurmaktadır.
Meselenin ekonomik boyutu da en az güvenlik boyutu kadar önemlidir. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülkedir. İran'daki uzun süreli bir savaş petrol ve doğal gaz fiyatlarını yükseltebilir, cari açığı büyütebilir, enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir ve turizm gelirlerini baskılayabilir. Enerji fiyatlarındaki her artış Türkiye'de ulaşımdan sanayiye, gıdadan elektrik maliyetlerine kadar geniş bir alanda zincirleme etki üretmektedir.
Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmi bugün sınırlı görünse de iki ülke arasında uzun vadede 30 milyar dolarlık ticaret hedefi bulunmaktadır. İran'da istikrarsızlık sadece mevcut ticareti değil, Türkiye'nin komşu pazarlar üzerinden geliştirmek istediği ekonomik açılımı da zayıflatır. Bu nedenle Ankara'nın "savaş değil diplomasi" vurgusu sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik güvenlik refleksidir.

5