ABD artık savaş kazanamıyor

ABD savaş başlatabilir ama bitiremiyor—peki bu, gerçekten imparatorluğun çöküşünün başlangıcı mı yoksa yeni savaş taktiklerine uyum süreci mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, ABD'nin askerî gücünün yerinde kalırken stratejik etkinliğini yitirdiğini, Vietnam'dan Afganistan'a, Ukrayna'dan İran'a kadar uzanan başarısızlıkların bu aşınmanın kanıtı olduğunu savunuyor. Yazar bunu, sonuç üretme kapasitesinin kaybolmasının imparatorlukların çöküşünün gerçek nedeni olduğu tezine bağlıyor. Peki, bu analiz ABD'nin gücünü abartıyor ve başka aktörlerin yükselmesini gözardı ederek tek taraflı bir degredasyonu mı anlatıyor?

Büyük güçler bir gecede çökmez.

Önce savaş kazanamamaya başlarlar.

Sonra masadaki ağırlıkları azalır.

En sonunda da kurdukları düzen sorgulanır.

Bugün Amerika Birleşik Devletleri tam da böyle bir süreçten geçiyor.

Washington hâlâ dünyanın en büyük askerî gücü olabilir. Uçak gemileri, üsleri, yaptırım mekanizmaları, teknoloji kapasitesi ve küresel etki araçları yerinde duruyor olabilir. Ama mesele artık bunlar değil. Asıl mesele şu: Amerika artık başladığı savaşları istediği gibi bitiremiyor. Daha da önemlisi, savaş alanında kurduğu üstünlüğü kalıcı siyasi sonuca dönüştüremiyor.

Vietnam bunun ilk büyük örneğiydi.

Amerika devasa bir askeri güçle sahaya indi. Bombaladı, yıprattı, ezdi. Ama sonuçta çekildi. Çünkü bir coğrafyayı vurmak başka, bir toplumu teslim almak başkaydı. Vietnam, ABD'ye ateş gücünün her zaman zafer getirmediğini gösterdi.

Irak ise başka bir kırılmaydı.

Bağdat'a girmek kolay oldu. Saddam'ı devirmek zor olmadı. Zor olan, sonrasında bir düzen kurmaktı. Amerika rejimi değiştirdi ama istikrar sağlayamadı. Devleti çökertti ama yerine işler bir sistem koyamadı. Irak'ta askerî başarı kısa sürdü, siyasal başarısızlık kalıcı oldu.

Afganistan'da ise tablo daha da ağırlaştı.

Yirmi yıl boyunca dünyanın en güçlü ordusu sahadaydı. Trilyonlar harcandı. Ordu kuruldu, kurumlar inşa edildi, yeni bir düzen tasarlandı. Sonuç ne oldu Amerika çekildi, kurduğu yapı haftalar içinde çöktü. Taliban geri döndü. Bu sadece bir geri çekilme değildi; Amerikan gücünün sınırlarının ilanıydı.

Ukrayna savaşı da Washington açısından farklı bir zaafı ortaya çıkardı.

Bu kez ABD sahada doğrudan yoktu. Ama savaşın yükü yine onun omzundaydı. Silah desteği verdi, ekonomik baskı kurdu, diplomatik cepheyi örgütledi. Savaşı yönlendirmek istedi ama bitiremedi. Uzayan savaş, büyüyen maliyet ve derinleşen belirsizlik, Amerika'nın vekâlet savaşlarında bile artık net sonuç üretemediğini gösterdi.

Ve şimdi İran.

İran dosyası, ABD'nin neden artık savaş kazanamadığını anlamak için en güncel örnek haline geldi. Washington uzun süredir Tahran'a karşı baskı uyguluyor. Yaptırım uyguluyor, çevreleme yapıyor, tehdit ediyor, diplomatik baskı kuruyor. Ama bütün bunlara rağmen istediği sonuca ulaşamıyor.

Çünkü İran sıradan bir hedef değil.

İran yalnızca vurulacak bir ülke değil; enerji hatlarını etkileyebilen, bölgesel vekil ağlarıyla denge kurabilen, zaman kazanan, sabırla yıpratma stratejisi yürütebilen bir aktör. Özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik bir hat söz konusu olduğunda, ABD'nin her hamlesi sadece Tahran'ı değil, petrol fiyatlarını, küresel ticareti, müttefik ekonomilerini ve kendi iç siyasetini de etkiliyor.

Yani Washington'un sorunu güç eksikliği değil.

Sorun, gücün kullanım maliyetinin artık çok yükselmiş olması.

İşte bugünün Amerika'sını zorlayan asıl gerçek budur.

Askerî güç var ama sınırsız hareket alanı yok.

Sert söylem var ama net sonuç yok.

Baskı var ama teslimiyet yok.

Çünkü savaşın doğası değişti.

Artık savaşlar sadece cephede kazanılmıyor. Ekonomi, enerji, toplum, kamuoyu, diplomasi, teknoloji ve bilgi alanı aynı anda yönetilmeden sonuç almak mümkün olmuyor. Amerika ise tam bu çok katmanlı savaş modelinde zorlanıyor. Sahada vuruyor ama masada istediğini alamıyor. Baskı kuruyor ama düzen kuramıyor. Müdahale ediyor ama sonrasını yönetemiyor.