23 yıl sonra Irak: İşgal bitti, peki geride ne kaldı

23 yıl önce Amerikan tankları Bağdat'a giriyordu. Bugün ise Amerikan askerleri Irak'tan çekiliyor. Bu tablo ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: 2003'te Irak'a hangi gerekçelerle girildi ve 23 yıl sonra geride nasıl bir ülke bırakıldı

Irak Savaşı'nın hafızalarda kalan en önemli gerekçesi Saddam Hüseyin rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğu ve nükleer kapasitesini yeniden geliştirmeye çalıştığı iddiasıydı.

Burada tarihsel bir ayrım yapmak gerekiyor. Irak doğrudan "uranyum zenginleştiriyor" gerekçesiyle işgal edilmedi. Ancak Saddam yönetiminin nükleer programını yeniden canlandırdığı ve Afrika'dan uranyum temin etmeye çalıştığı iddiası, savaş öncesinde oluşturulan tehdit söyleminin önemli parçalarından biriydi.

ABD Başkanı George W. Bush, 28 Ocak 2003 tarihli Birliğin Durumu konuşmasında İngiliz hükümetinin Saddam'ın Afrika'dan önemli miktarda uranyum temin etmeye çalıştığını öğrendiğini söylüyordu.

Ardından savaş başladı.

Fakat Irak'ta iddia edildiği biçimde aktif kitle imha silahı stokları bulunamadı. Daha sonraki Amerikan soruşturmaları da savaş öncesindeki bazı istihbarat değerlendirmelerinin yeterli kanıta dayanmadığını ve belirsizliklerin kamuoyuna gerektiği ölçüde yansıtılmadığını ortaya koydu.

Savaşın gerekçesi tartışmalıydı; fakat savaşın sonuçları son derece gerçekti.

Saddam rejimi birkaç hafta içerisinde devrildi. Ancak rejimin çökmesi beraberinde devlet mekanizmasının da büyük ölçüde dağılmasını getirdi. Irak ordusunun dağıtılması ve Baas kadrolarının geniş çaplı tasfiyesi büyük bir güvenlik boşluğu oluşturdu.

Bu boşluk zamanla El Kaide'nin Irak yapılanmasına, mezhep çatışmalarına ve nihayetinde DEAŞ'ın yükselişine zemin hazırlayan faktörlerden biri oldu.

2014'te DEAŞ'ın Musul'u kısa sürede ele geçirmesi, 2003 sonrasında oluşturulan güvenlik mimarisinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.

Ortaya büyük bir paradoks çıktı:

ABD 2003'te Irak'a güvenlik tehdidini ortadan kaldırmak için girdi; yıllar sonra işgal sonrasında oluşan yeni güvenlik tehditleriyle mücadele etmek için Irak'a yeniden asker göndermek zorunda kaldı.

BLAİR'İN YILLAR SONRAKİ KABULÜ

Irak Savaşı'nın George W. Bush ile birlikte en önemli siyasi aktörlerinden biri İngiltere Başbakanı Tony Blair'di.

Blair, 2015 yılında CNN'e verdiği röportajda Irak'ın kitle imha silahlarıyla ilgili kendilerine ulaşan istihbaratın yanlış olduğunu kabul etti. Savaş sonrası planlamada hatalar yapıldığını da söyledi. Hatta Irak'ın işgali ile DEAŞ'ın daha sonra yükselmesi arasında bağlantı bulunduğunu savunan görüşlerde "doğruluk payı" olduğunu ifade etti.

Bir yıl sonra yayımlanan Chilcot Raporu ise daha çarpıcı bir bilanço ortaya koydu. İngiltere'nin Irak Savaşı'na katılımını inceleyen rapor, askerî müdahalenin son çare olmadığını ve Saddam'ın kitle imha silahlarının oluşturduğu tehdidin haklı gösterilemeyecek ölçüde kesin ifadelerle sunulduğunu belirtti.

Yani savaşın üzerinden yıllar geçtikten sonra, savaşın dayandırıldığı gerekçelerin ve savaş sonrası hesapların önemli bölümünün ciddi sorunlar taşıdığı bizzat Batılı kurumlar tarafından ortaya konuldu.

IRAK YALNIZ DEĞİL

Irak'ı Afganistan ve Libya ile birlikte düşündüğümüzde daha geniş bir tabloyla karşılaşıyoruz.

ABD 2001'de Afganistan'a girdi. Taliban devrildi. Yeni bir devlet, ordu ve siyasi sistem kurulmaya çalışıldı. Ancak 20 yıl sonra ABD çekilirken Amerikan destekli yönetim çöktü ve Taliban yeniden Kabil'e döndü.

2011'de Libya'ya yönelik müdahale ise sivilleri koruma gerekçesiyle başladı. Kaddafi devrildi ancak sonrasında güçlü ve bütünleşmiş bir devlet düzeni oluşturulamadı. Ülke rakip siyasi ve silahlı yapılar arasında parçalandı; güvenlik boşluğu Sahel'den Akdeniz'deki düzensiz göç güzergâhlarına kadar geniş bir coğrafyayı etkiledi.