1453 sadece bir yönetim değişikliği değil, bir şehrin yeniden doğuşuydu. Bizans estetiği ile Osmanlı tasavvuf anlayışının buluştuğu tekkeler, fethin ardından hem sosyal hizmetin kalbi hem de kültürel sentezin simgesi oldu.
1453 yılında Osmanlı ordusunun İstanbul'u fethi, sadece bir yönetim değişikliğinden ibaret değildi. Bu fetihle birlikte şehir, dinî, sosyal ve mimari açıdan köklü bir değişim sürecine girdi. Fatih Sultan Mehmet'in "imar ve iskân" politikası çerçevesinde, özellikle sur içindeki Bizans yapıları İslami kurumlara dönüştürüldü. Kiliselerin camilere çevrilmesi bu dönüşümün bir parçası olurken, pek çok yapı aynı zamanda tekkeler, medreseler ve zaviyeler olarak da işlev kazandı.
TASAVVUFİ MEKÂNLAR VE TOPLUMSAL DÜZEN
Bu dönüşüm süreci sadece fiziksel yapıları değil, şehrin ruhunu da değiştirdi. İstanbul'un yeni kimliği, tasavvufi hayatla şekillenen bu kurumlarla birlikte oluştu. Tekkeler, fethin hemen ardından hem manevî bir merkez hem de sosyal hizmet alanı olarak şehrin birçok noktasında faaliyet göstermeye başladı. Eğitim, misafirhane, aşevi ve zikir gibi pek çok işlevi bünyesinde barındıran bu yapılar, Osmanlı şehir modelinde hem dinî hem de toplumsal düzenin parçası hâline geldi.
ÖNE ÇIKAN YAPILARIN AKIBETİ
18 yapıdan bazılarının günümüzdeki durumu şöyle:
Cami Olarak Yaşayanlar: Akşemseddin Tekkesi (Zeyrek Camii), Kalenderhane, Sünbül Efendi ve Küçük Ayasofya gibi yapılar bugün hala ibadete açıktır.
Müzeye Dönüşenler: Kariye Camii (Khora Manastırı) dünya çapında bir kültür mirası olarak korunmaktadır.
Yok Olanlar ve Dönüşenler: Etyemez Tekkesi (Samatya Hastanesi yerine) ve Haydarhane (Türkiyat Enstitüsü yerine) gibi yapılar ise modern şehirleşme sürecinde tamamen yıkılmıştır. Harabe Durumunda Olanlar: İmrahor Tekkesi gibi yapılar ise günümüze yıkıntı halinde ulaşmıştır.

22