Gökdelenlerin Altında Uyuyan Tarih: İstanbul Çiftliklerinin Hikâyesi

Bir zamanlar payitahtın ekmeğini, sütünü ve etini sağlayan sessiz tanıklar. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte mahalleleşen İstanbul çiftlikleri. Dr. Ahmet Hamdi Bülbül'ün araştırmasıyla bugünkü kent dokusunun nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor."

"Gökdelenlerin Altında Uyuyan Geçmiş: İstanbul'un 311 Çiftliği! Adını bildiğimiz ama hikâyesini unuttuğumuz semtlerin bağ evlerinden modern mahallelere dönüşüm öyküsü."

Bugün Levent'te bir plazaya bakarken, Sefaköy'de trafikle boğuşurken ya da Bayrampaşa'nın dar sokaklarında yürürken aslında asırlık bir tarım mirasının üzerinde durduğunuzu biliyor muydunuz Dr. Ahmet Hamdi Bülbül'ün titiz çalışmaları, şehrin beton dokusunun altında saklı kalan "çiftlik geçmişini" gün yüzüne çıkarıyor.

311 ÇİFTLİKTEN MODERN MAHALLELERE

Yirminci yüzyılın başına kadar İstanbul, sadece bir payitaht değil, aynı zamanda devasa bir tarım merkeziydi. Arşiv kayıtlarına göre şehirde tam 311 çiftlik bulunuyordu. Bu çiftliklerin 207'si Rumeli, 104'ü ise Anadolu Yakası'ndaydı. Özellikle Beykoz ve Bakırköy, İstanbul'un meyve, sebze, et ve süt ihtiyacını karşılayan bu dev işletmelerin kalbi konumundaydı. Zamanla artan nüfus ve göç dalgaları, bu geniş arazileri birer birer mahalle haline getirdi. Bugün kullandığımız pek çok semt ismi, aslında o dönemdeki çiftliklerin adlarını yaşatıyor: Ferhat Paşa Çiftliği Bayrampaşa. Levent Çiftliği Levent. Safra Çiftliği Sefaköy. Kapanarya Çiftliği Kanarya Mahallesi. Papazköy Çiftliği Güneşli.

MUHACİRLERİN İLK DURAĞI, CUMHURİYET'İN YENİ İSİMLERİ

93 Harbi sonrası Balkanlar ve Kırım'dan gelen göçmenler, devlet eliyle bu geniş çiftlik arazilerine yerleştirildi. Böylece tarımsal üretim yerini kalıcı yerleşim alanlarına bıraktı. Cumhuriyet dönemiyle birlikte ise "yabancı" tınlayan pek çok isim Türkçeleştirildi; örneğin Litros, bugün bildiğimiz Esenler'e, Yahudibergos ise Bağcılar'ın bir kısmına dönüştü.

BETONLAŞMANIN GÖLGESİNDE Ki SESSİZ TANIKLAR

Her ne kadar çiftlik arazileri binalarla dolsa da, bazı görkemli yapılar zamana direnmeyi başardı. Bugün hâlâ ziyaret edebileceğimiz bu "sessiz tanıklar" şunlar: Abraham Paşa Köşkü (Beykoz): Restore edilerek müze haline getirilen, dönemin ihtişamını en iyi yansıtan örnek. Sırmakeş (Siyavuş) Paşa Köşkü (Florya): Mimar Sinan'a atfedilen bu yapı, etrafındaki yoğun yapılaşmaya rağmen ayakta kalmayı başardı. İzzet Paşa Köşkü (Hekimbaşı): Özel mülkiyette olan yapı, mahalleleşen çiftlik arazisinin ortasında bir vaha gibi duruyor.