Parantez kapandı; ''Yeni Çağ'' başlıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye, içeride olduğu gibi dışarıda da emperyalist kuşatmayı kıran, yüzyıllık kanlı parantezi kapatıp yepyeni bir çağı başlatan hamleler atmaya devam ediyor.

"Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge" perspektifi sonuç veriyor.

7 Ağustos'ta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması yakın coğrafyamız başta olmak üzere tüm İslam dünyası için çeşitli imkanlar ve umutlar barındıran güçlü bir anlaşma olarak tarihe geçti.

KARANLIK ÇAĞ KAPANIYOR

Ankara, anlaşmayı imza noktasına getirene kadar uzun zamandır çalışmaktaydı. Mekke anlaşmasının şekillenmesinde İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım ve işgal siyasetinin etkili olduğu, İran, İsrail ve ABD savaşının bölgeye yayılma riskinin sonucu hızlandırdığı aşikâr ama iş bunlarla sınırlı değil.

Çünkü Türkiye sadece acil durumlara karşı tedbir amacıyla hareket etmiyor. Tüm coğrafyanın yeniden ve bu kez yerel dinamiklerle yani kendi ihtiyaçlarına ve menfaatlerine göre şekillenmesi gerektiğini savunuyor. Emperyalizmin parçaladığı, aralarına sınır çizgileriyle beraber nifak tohumları ektiği, toplumları kendine ve tarihine yabancılaştırarak sersemlettiği "karanlık çağı" kapatıp "yeni çağı" başlatmak istiyor.

Bunun için uzun soluklu politikalar ve süreçler yürüttü Ankara. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde "özgüvenli" ve "rasyonel" siyasetler üretildi.

UZUN SOLUKLU SİYASETLER

"Gönül coğrafyamız" yaklaşımıyla kolektif hafıza canlı tutuldu; kardeşlik ve komşuluk hukuku korundu. "Bölgesel sahiplenme" doktriniyle bölgenin sorunlarına çözüm odaklı yaklaşıldı. Muhatap devletlere iki ülkeye de iyi gelecek öneriler sunuldu, süreç yönetimi konusunda önderlik edildi, sıkıntıların bertaraf edilmesinde inisiyatif kullanıldı. Hassaten Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, Suriye'de, Libya'da, Irak'ta, Karabağ'a, daha geniş manada Balkanlarda, Kafkaslarda ve Afrika'da yürütülen politikaların tamamı böyledir.

Siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda yürütülen işbirliklerine eğitim, turizm, kültür alanlarının da dail edildiğini eklemem gerek. Velhasıl çok yönlü kapsayıcı politikalar dantel gibi ince ince işlendi ve nihayet tarihi anlaşmaya imzalar atıldı. Mekke Mutabakatı genişlemeye ve kökleşmeye çok açık bir mutabakat.

RİYAD'DA DEĞİL MEKKE'DE!

Zira incelik ve güzellik diye not düşsek bile öyle güçlü ve sağlam noktalar var ki burada, insana umut veriyor. Anlaşma bilindiği gibi Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da değil tüm İslam aleminin günde beş defa yönünü döndüğü Mekke'de, mübarek Cuma günü imzalandı. Mekke, Müslümanlar için Kabe demektir. Kabe; yönünüzü döndüğünüz, aynı çağrıya kulak verip saf tutarak, kardeşlerinizden güç alarak, say yaparak, Hak'kı üstün tutarak dünyaya dağıldığınız yerdir. İslam coğrafyasının pusulasını düzeltmesi bakımından seçilen lokasyonun anlamı büyük.

Yakın zamanlarda ABD ile İsrail'in Abraham Anlaşmaları için zorladığı, korkuttuğu, ikna ettiği, mecbur ettiği, bir şekilde dahil ettiği Suudi Arabistan'ın pozisyonunu değiştirmesi en önemli nokta burada. İsrail'in değil kendisinin ve bölgesinin menfaatlerine odaklanması dikkate değer.

MEKKE ANLAŞMASI BİRLEŞTİRİR

Öte yandan Mekke Anlaşması bilhassa son bir yıldır Ankara'da yetkililerden duyduğumuz, sorduğumuzda sınırlı da olsa bilgi aldığımız bir çerçeveyi içeriyor. Benim en fazla dikkatimi çeken, konuştuğum isimlerin altını hassasiyetle çizdikleri nokta şuydu:

"Evet ortak bir savunma işbirliği anlaşması olacak ama herhangi bir ülkeyi hedef alan, onu işaretleyen bir anlaşma olmayacak". Anlaşmayı kendisine karşı bir hamle olarak okuma eğiliminde olan ülkeler, bu üç ülkeye saldırma kastı taşımıyorsa rahat edebilir.