Münih'te otopsi mi yapıldı suni teneffüs mü

Putin'in 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmanın öngörüleri aradan geçen 19 yıl içinde neredeyse birebir yaşandı ve belki de tam da bu nedenle -sebep-sonuç bağlamında- 2026 Münih Güvenlik Konferansı "Yıkım Aşamasında" başlıklı raporla açıldı. Savunma ve dış politika konularında dünyanın halihazırda en önemli platformların biri sayılan konferansın başlangıç raporu merkezinde ABD'nin olduğu şu hüküm cümleleriyle özetlenebilir: "Dünya bir 'yıkım siyaseti' dönemine girmiştir. İnşasına 80 yıl önce başlanan ABD öncülüğündeki savaş sonrası uluslararası düzen, bizzat ABD eliyle yıkılmaktadır."

ZÜCCACİYE DÜKKÂNINDAKİ FİL

Nitekim raporun kapağı çok şey anlatıyor. İllüstrasyon, temsili filin -züccaciye dükkanına giren fil- ABD/Trump olduğuna, filin gövdesinde birbirinden kopuk kıtaların sonuna gelinen küresel düzen olduğuna, filin kuyruk sokumundaki zeytin dalına benzeyen yaprakların ise barışın "atık" muamelesi gördüğüne dair mesajlarla doluydu.

13-15 Şubat arasında Almanya Şansölyesi Frederich Merz'in ev sahipliğinde ve 62. kez yapılan konferansın havası hem geçen yıldan hem geçen aydan kalma aslında. İlk ideolojik kopuş 2025'te Münih'te yaşanmış, geçen ay gerçekleşen Davos zirvesi de perşembeyi haber vermişti. Nitekim bu yıl da transatlantik ilişkilerindeki gerilimler, Avrupa'nın askeri ve stratejik özerklik arayışları ve kaygıları, Ukrayna'nın kahreden sahipsizliği ve çaresizliği, küresel güvenlik tehditleri Münih'e damgasını vurdu.

NE KADAR EKMEK O KADAR KÖFTE

Hatırlanacağı gibi geçen sene Trump -ikinci döneminin ilk günlerinde- Münih'e kendisi gitmemiş yardımcısı JD Vance'i göndermiş, o da en az Trump kadar yaşlı kıtayı korkutup kızdırmayı başarmıştı.

Avrupa ABD'den güvenlik hizmeti istiyorsa ABD'nin bunu artık bedavaya yapmayacağını, Avrupa ülkelerinin bu bedeli ödemesi gerektiği, Amerika'nın önce kendini öncelediği, sonra dikkatini Çin ile rekabete vereceği şeklinde özetlenebilecek yeni siyaseti Başkan Trump ilk iktidar döneminden beri devam ettiriyor çünkü.

HALK DA LİDERLER DE KORKU İÇİNDE

Ama bu defa Avrupa daha hazırlıklıydı buna. ABD'nin cepheyi terk etmesine ve çelişkiler içeren Rus korkusuna karşı henüz gelişmemiş, işlememiş, sınanmamış da olsa stratejik bir özerklik arayışı var Avrupa'nın. SAFE adında.

Tuhaf olan şu ki Avrupalı liderler bir yandan Rusya bitti, tükendi, çok zayıf, Putin çok yaşlı vb. diyor, öte yandan da Rus tehdidine karşı acilen örgütlenmeliyiz diyerek alarm zilleri çalıyorlar.

AB Komisyonunun yaptırdığı bir anket bu korku ve güvensizlik halinin sadece Avrupa liderlerinde olmadığını halklar düzeyinde de büyük bir korkuyla yaşandığını ortaya çıkardı.

TÜRKİYE'YE HEM HAYRAN HEM DÜŞMAN

Üstelik NATO'ya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyarken ve NATO'nun en büyük ikinci ordusunun Türkiye'ye ait olduğunu (Almanya'da yapılan son NATO tatbikatı ile de) yakinen bilirken en büyük çelişkiyi Türkiye-AB ilişkilerinde yaşıyorlar.

Yunanistan ve yanlış bir kararla yanlış şekilde üye yaptıkları GKRY tam bir kambur sırtlarında. Türkiye'yi hem AB'ye hem SAFE'ye almayarak tarihi bir hata yaptıklarını anlıyor ama hastalıklı kibirlerinden, bağnazlıktan ve siyasetsizlikten dolayı içine düştükleri cendereden bir türlü çıkamıyorlar.

Baksanıza Türkiye'nin baskısıyla silah bırakmak ve Suriye'ye entegre olmak zorunda kalan SDG'nin elebaşı Mazlum Abdi ile İlham Ahmed'in Şam resmi heyeti içinde Münih'te bulunma durumunu bile doğru okuyamadıkları anlaşılıyor. Bunu Türkiye'ye rağmen bir gelişmeymiş gibi sunmaları, SDG'nin ve kendi desteklerinin başarısıymış gibi yansıtmaya çalışmaları ahmakça bir tutumdan öteye geçmiyor.