İki devlet, tek millet, benzer fitne

"İki devlet, tek millet" şiarı Ankara-Bakü arasındaki resmi ilişkileri de Türkiye-Azerbaycan arasındaki gönül ilişkilerini de pek güzel ifade ediyor.

Ayrı ve uzak kaldığımız dönemlerin kederini özlemini, Sovyetlerin dağılmasının ardından gelişen yeni hali ve temkinli halleşmeyi AK Parti iktidarları döneminde adım adım ilerletilen kardeşlik hukuku aldı. İki devlet arasındaki işbirlikleri her alanda dayanışmayı artırdı.

Türkiye'nin 2009'da Karabağ işgalini de aşmak için başlattığı Güney Kafkasya politikası ve Ermenistan açılımı Bakü ile ilişkilerde zorlu bir test süreci oldu. Niyetlere rağmen dinamiklerin farklılığı, tepkilerin sertliği liderlerin doğru yönetimiyle iki devleti tek millet zemininde tutmayı başardı. Ve nihayet Karabağ'ın Ermeni işgalinden kurtarılması ise 2021'de imzalanan Şuşa Anlaşmasıyla devletlerarası durumu "müttefiklik" ilişkisine taşıdı.

Gönüller zaten birdi. Orada Karabağ zaferi, burada 6 Şubat depremleri tasada ve sevinçte bir olduğumuzun, ortak dualarda buluştuğumuzun sıcak yansımalarıydı.

Lakin son haftalarda ortaya çıkan "hassas durum" gösteriyor ki "tek millet" olsak da "iki ayrı devletiz". İçinde "bağımsızlığı ihlal", "içişlerine karışma" gibi tamlamaların geçtiği tepkisellik iki devletin farklı tecrübelere, siyasi süreçlere, ilişkiler ağına ve devlet işleyişine sahip olduğunun güncel göstergeleri.

Öte yandan şu da açık. 1920'de Kızıl Ordu'nun işgaliyle başlayan ve 71 yıl süren SSCB dönemi sonrası Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkedir Türkiye.

**

Mesele Türkiye toplumundan gelen serzenişlerle, sosyal medya paylaşımlarıyla ilgiliymiş gibi görünse de tepki Azerbaycan'ın kendi içinde. Bakanlar Kurulu kararıyla 21 Eylül'de öğrencilere, 6 Ekim'de öğretmenlere yönelik olarak uygulamaya konulan "kılık kıyafet düzenlemesi" Azerbaycan'da gözyaşlarıyla ve protestolarla karşılandı.

Üstelik ne uygulama ilk ne de protesto; 2010'larda başlayan sürecin devamı niteliğinde.

Sınıfından gözyaşlarıyla ayrılan, okul kapısında kalbi kırık şekilde bekleyen kız çocuklarının görüntüsü bu kötü tecrübeyi on yıllar boyunca yaşamış, hayatlarının akışı geri döndürülemez biçimde değişmiş çocuklarına karşı mahcup olmuş Türkiye toplumu için de iç acıtıcı oldu. O meşum dönemlerin azmettiricisi CHP'nin mevcut Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bile itiraf etti bunu.

Velhasıl sosyal medyadan yükselen feveranın ana nedeni buydu. Adının önündeki titrlerle paylaşım yaparken emir-yaptırım kipiyle konuşanların bile amacının Azerbaycan'ın içişlerine karışmak olmadığı, "kardeş biz acısını yıllarca çektik, siz çekmeyin" serzenişi olduğunu söylemek mümkün.

Üstelik eğitim hakkının evrensel olduğunu, kız çocuklarının dini kıyafet tercihleriyle okul hayatları arasında seçime zorlanmaması gerektiğini söylemek için Müslüman olmaya, dindar olmaya bile gerek yok.

Ama işin giderek başka bir yere taşındığı da açık değil mi

**

Azerbaycan'ın İran'a yönelik yıllara yayılan bir hassasiyeti var. Tahran'ın "Şii hilali" kurmak pahasına Ortadoğu'da Müslüman kanı döktüğünü, vekil güçler marifetiyle bölgeyi nasıl torpillediğini gördük. Haliyle önemli bir Şii nüfusu olan Azerbaycan'da İran'a karşı "güvenlik" temelli bir hassasiyet gelişmesi doğaldır ama Azerbaycan için hayırdan başka şey dilemeyen ve yapmayan Türkiye'ye karşı tepkiselliği anlamak kolay değil.

Havadan nem kapmak, bunu İsrail lehine fırsata çevirmeye çalışmak, kişilerin şahsi tutumuyla devletin resmi yaklaşımını aynıymış gibi aktarmak da doğru değil.

AK Parti'nin tutumunu hem Parti Sözcüsü Ömer Çelik hem Türk Devletleriyle İlişkiler Başkanı Kürşat Zorlu izah etti, serdetti. Devletin tutumunu ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan CİCA zirvesi için gittiği Bakü'de açıkça ve doğru bir dille ifade etti.

**

Bakan Fidan'ın çizdiği çerçeve diplomatik dile sahip olsa da hamaset veya perdeleme içermiyor. Mesajların hedeflerine dikkat diyerek açıklamasını buraya almak istiyorum:

"İki devlet, tek millet prensibi kendisini bütün alanlarda göstermektedir. Liderlerimiz arasında sarsılmaz bir dostluk ve kardeşlik bağı vardır. Bu bağ çok zor zamanlarda, savaş ve kriz zamanlarında test edilmiş bir bağdır. Tabii ki zaman zaman belli konularda farklı perspektifler, farklı yaklaşımlar olabilir. Ancak bunların suistimal edilmesine, iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin yıpranmasına yol açmasına izin vermemek lazım. İki ülke arasındaki sarsılmaz bağlar ve kardeşlik ilişkileri önemlidir. İki ülkenin ortaya koyduğu stratejik dayanışmayı (...) aşındıracak tavırlardan kaçınmamız gerekiyor. Tabii ki Türk kamuoyu, Azerbaycan kamuoyu birbiriyle bütünleşmiştir. Sosyal medya ve iletişim son derece hareketli ve etkin hale gelmiştir. Buradan baktığımızda belli konulardaki yanlış bilgilendirmeler ciddi dezenformasyona sebep olabiliyor.