Fenerbahçe'nin şampiyonluk şansını kaybettiği tarih, bugün ya da dün değildir. Bu takım aslında şampiyonluğu devre arasında kaybetti. Üç forvetini gönderip yerini dolduramayan bir yönetim, o gün itibarıyla sezonun en kritik kırılmasını kendi eliyle hazırladı. Bir kulüp, böylesine hayati bir dönemde elindeki hücum gücünü azaltıp yerine çözüm üretemiyorsa, sonra dönüp kaybedilen puanlara, kaçan fırsatlara ya da rakiplerin aldığı sonuçlara sığınamaz.
Ademola Lookman transferinde sergilenen tutum da bu başarısızlığın en büyük sembollerinden biri oldu. Büyük hedefi olan büyük kulüpler, büyük oyuncuları almak için sonuna kadar zorlar. Fenerbahçe ise yıllardır transferde ya geç kalıyor ya da kararsız kalıyor. Sonra da elde kalanlarla sezona tutunmaya çalışıyor. Geçen sezon "forvetimiz var" denilerek kaçırılan Victor Osimhen fırsatının benzeri, bu kez başka bir isim üzerinden yaşandı. Bugün yaşanan hayal kırıklığının temelinde biraz da bu vizyonsuzluk yatıyor.
Aslında mesele sadece bu sezon da değil. Fenerbahçe'nin 12 yıldır şampiyon olamamasının nedeni bir maç, bir hakem, bir teknik direktör ya da bir futbolcu performansına indirgenemez. Bunun temelinde yıllardır süren yanlış yönetim anlayışı vardır. Son şampiyonlukta daha nisan ayında ipi göğüsleyen teknik direktörü gönderen bir düşünce, sonraki yıllarda da aynı istikrarsızlığı sürdürdü. Her sezon Şampiyonlar Ligi ön eleme turları kaybedildikten sonra yapılan panik transferleri, bu plansızlığın en net göstergesi oldu. Fenerbahçe'de yıllardır transfer, ihtiyaç doğmadan değil; kriz çıktıktan sonra yapılıyor.
Elbette rakip takımın bazı maçlarda hakem kararlarından fayda sağladığı anlar olmuştur. Bunu inkâr etmek gerçekçi olmaz. Ancak Fenerbahçe taraftarının asıl isyanı burada değil. Taraftar, kendi takımının gidip Karagümrük, Antalya, Kasımpaşa gibi maçlarda puan kaybetmesine yanıyor. Üstelik sadece puan kaybetmek de değil; bunu mücadeleden uzak, kimliksiz ve ruhsuz bir oyunla yapmak, öfkeyi büyüten asıl sebep oluyor. Sen bu yıl derbilerde yenilmemişsin ama Anadolu maçlarında tökezliyorsan, şampiyonluk yarışında bahane üretme hakkını da kaybedersin. Rakibini kimin kolladığına bakmadan önce sen kendi işini eksiksiz yapacaksın.
Fatih Karagümrük karşısında sahaya çıkan tablo ise tam anlamıyla ibretlikti. Böylesine defansif bir oyuncu grubuyla sahaya çıkıp ilk yarıda iki gol yemek, sadece kötü futbol değil; aynı zamanda büyük bir zihinsel çöküştür. "Forvet yok, gol atamıyoruz" bahanesine sığınsan bile, bu kadar savunmacı anlayışla bu kadar kolay gol yemek kabul edilemez. Üstelik pozisyonları harcayan tarafın zaman zaman yine rakip olması, tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Bu maçta takımını gerçekten sahiplenen tek isim Matteo Guendouzi'ydi. Sahada tek başına bir ordu gibi savaştı. Mücadeleyi hiç bırakmadı, sorumluluktan kaçmadı, oyunun her anında takımını ayakta tutmaya çalıştı. İşte taraftarın görmek istediği karakter tam da budur. Transfer yapılırken sadece isim, kariyer ya da piyasa değeri değil; karakter, aidiyet ve savaşçı ruh da hesaba katılmalıdır. Çünkü şampiyonluk, yalnızca yetenekle değil, inançla ve omurgayla kazanılır.
Guendouzi gibi futbolcular, bu formanın ağırlığını taşıyabilen oyunculardır. Taraftarın birkaç dakikalık suskunluğa düştüğü anlarda bile onların oyundan düşmediğini görürsünüz. Maç kaç dakika sürerse sürsün aynı ciddiyet, aynı mücadele, aynı isyan… Ama ne yazık ki takımın geri kalanında bu devamlılığı görmek mümkün değil. Birkaç oyuncunun dönem dönem ortaya koyduğu çaba, koca bir sezona yayılan şampiyonluk yürüyüşü için yeterli olmaz. Şampiyon olmak isteyen takımın bütün kadrosu buna inanmalı, herkes aynı sorumluluğu taşımalıdır. Üç-beş kişinin isteğiyle kupa gelmez.
Teknik direktör Domenico Tedesco'ya da ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Sezonun başlarında işler kötü giderken maç içinde hızlı reaksiyon verip ikinci yarılarda takımını toparlayabiliyordu. Kötü oynanan maçları yaptığı hamlelerle galibiyete çevirdiği dönemler oldu. Ancak son haftalarda aynı refleksi gösteremiyor. Maç içinde yaptığı hataları düzeltemiyor, oyuna müdahalede geç kalıyor ve takımın düşüşüne çare üretemiyor. Sanki kenarda çözüm arayan değil, olanı izleyen bir teknik adam görüntüsü veriyor. Bu da taraftarda doğal olarak "Acaba zihinsel olarak koptu mu" sorusunu doğuruyor.

8