Bir şairin coğrafya bilgisini soruşturmaya tabi tutarsak, şair coğrafyadan sınıfta kalabilir. Şairler, daha doğrusu, imtihan edilmezler; imtihan ederler...
Yazıya biraz erken başladım diyebilirim. Gazetede her hafta cumartesi günü yazma ve pazar günü yazımın yayımlanma günü olduğu için, an itibarıyla mukim olduğum Çiftehan beldesini ve birazdan göreceğim Şekerpınarı mekânını görmeyi iple çekiyorum.
Akşam geç vakitte şair dostum Şaban Abak ile birlikte otele giriş yaptığımızda, diğer şairlerin hepsi yemeğini yemişti. Hatta oteldeki termal havuza girip dinlenmeye çekilmişlerdi bile. Bizi karşılamaya şair Mehmet Baş geldi. Yemekhanede bizim için ayrılan yemeği yerken, yazar ve şair olduğumuzu öğrenen otel sahibi yanımıza gelip tanıştı. "Tut elimden" diyerek termal havuzun şifasından bahsetti; buraya insanların şifa niyetine geldiğini, havuza girenlerin şifa bulduğunu söyledi. Bizim için havuzun kapanış saatini biraz geciktirebileceklerini de ekledi. Fakat yol yorgunluğum, Şekerpınarı'nı ve ardından Han Duvarları şiirinin yazıldığı Mehmet Paşa Kervansarayı'nı görme iştiyakım, bu dünya nimetlerinden feragat etmemi gerektiriyordu. Otel sahibine, belki başka bir zaman şair olarak değil de normal bir vatandaş olarak gelmek istediğimizi belirterek teşekkür ettik.
Aslında yazıya Şair Şaban Abak'ın deneme tadında kaleme aldığı Karpuz Kestim Yiyen Yok kitabına atıfta bulunarak şöyle başlayacaktım: Şairi bizatihi Şekerpınarı'nın başına götürmek lazım. Şair ayakkabılarını çıkarıp pınarın sularına çıplak ayakla girmeli. Varsa büyükçe bir karpuzu alıp pınarın içine atmalı. Karpuz, bir iki saate kalmadan pınarın serin sularının etkisiyle çatlayacaktır ve şair bu karpuzu afiyetle yiyecektir. Karpuzu pınarın başına getirebilecek şair şüphesiz Şaban Abak'tır. Tabii ki Şaban Abak'ın karpuzu Şekerpınarı'nda tek başına yiyecek hali yok. Daha önce de başka pınarların başında yediği karpuzlardan haberdarız. Bu nedenle şairimizin bu eski tutumundan pişman olup Karpuz Kestim Yiyen Yok kitabını yazdığı rivayetler arasındadır. Sitemli yazılar kaleme aldığı bu kitabında, aslında bir pişmanlığın da akisleri (aksülameli) vardır.
"Karpuz senden, şiir benden..."
Sanırım 1. Şekerpınarı Şiir Akşamları'nın doğuş hikâyesi böyle başlamış. Programın ana kumandasında yer alan Sebilürreşad dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Bayhan, Şaban Abak'a "Abi gel seninle bir anlaşma yapalım" diyerek Şekerpınarı Şiir Akşamları'nın müjdesini vermiştir. Tabiri caizse Şaban Abak, Fatih Bayhan'a "Karpuz senden, şiir benden" diyerek bu anlamlı buluşmanın duyurusunu yapmıştır. Şair Mehmet Baş her ne kadar "Bütün bunları ben düşündüm" dese de, Ankara'da herhangi bir mekânda kayıt altına alınan düşünce birikimi ve faaliyet iletişimi resmîleşir ve bütün Anadolu'yu bağlar. Bize düşen, bu güzel programın icrasına ahenkli bir katılım sağlamaktır. Bu arada Şekerpınarı'nda okunacak şiirlere iştirak etmek ve bir dilim karpuzu hak etmek de başlı başına bir meseledir.
Şekerpınarı Şiir Akşamları'nın ikindi vakti başlayıp akşamın geç saatlerine kadar devam etmesinin hikmeti de buradan gelmektedir: Önce karpuz, sonra şiir...
Bir itiraz... Şiir Akşamının adı Han Duvarları Şiir Akşamları olmalıydı...
Şayet bana "Böyle bir şiir akşamı yapılmak istenseydi adı ne olsun isterdin" diye sorsalardı, hiç tereddütsüz "Han Duvarları Şiir Akşamları" olsun derdim. Tamam, Şekerpınarı bir mesire yeridir, oraya varmak bir meziyet ister; fakat şairlerin Han Duvarları'nın yazıldığı Mehmet Paşa Kervansarayı'ndan feyz ve ilham alacakları kesindir. Nasıl ki Adana pamuğu tanıtmak için Altın Koza Film Festivali, Antalya portakalı tanıtmak için Altın Portakal Film Festivali düzenleniyorsa —hatta Birecik patlıcanı festivali gibi etkinlikler daha çok eğlenceye ve geniş halk kitlelerine hitap ediyorsa— şiirin taliplisi her zaman az olur.
Birazdan başlayacak Şekerpınarı Şiir Akşamları'nın bu tatlı tartışmaların gölgesinde geçeceği kesindir. Fakat biz yine de birbirinden değerli şiirler kaleme alan şairleri görmek ve onlarla tanışmak bahtiyarlığına ereceğimiz için Fatih Bayhan'a teşekkür ederiz.

5