Bir Nokta dergisinin Ekim 2026 sayısında Mürsel Sönmez'in "Editörden" yazısı, günümüzde yaşananları özetleyen bir değerlendirme olmuş. Matbaanın icadıyla basılı yayınlar insana ulaşır oldu da ne oldu Cehaleti mi artırdı matbaa, yoksa bilgiyi mi "Burası tartışmalı, hatta tartışılmalı" diyor Mürsel Sönmez.
Bilginin, düşüncenin ve duygunun insanda tecelli etmesi ve yerleşmesi bir sürece ihtiyaç duyar. Burada sosyolog Pitirim Sorokin'i hatırlamakta fayda var. Sorokin; bir insanın zihin/düşünce dengesi yoksa, o insanda bilgi mefhumu artmaya başladığında mevcut zihinsel dengenin de kaybolacağını ifade etmişti.
Aslında Sorokin'in bu tespiti, modernist toplum felsefecilerine karşı bir meydan okumaydı. Bu eleştiri, onların kendilerini sorgulamalarına yol açtı. Sorokin, insana ulaşan bilginin dört süzgeçten geçirilmesi gerektiğine inanıyor ve bu alanda çalışmalar yapıyordu. Bilgi ya da ilim; önce bir ihsastan, yani duygudan geçecekti. Daha sonra bu durum bir fikre dönüşecekti; buna idea da denilebilir. İdea sahibi olduktan sonra insan, ister istemez idealist olacaktır. Sorokin buna "mefkûreci insan" demektedir. Bütün bunların sonunda ise devşirme bir dönem başlayacaktır. Bu dördüncü dönemi (devşirmeyi) modernistler "eklektik" diyerek küçümserler. Oysa insanı tanımaya ve tanıtmaya yönelik bu dördüncü kutu açılmazsa, diğer üç kutunun da bir manada bumerang etkisine gireceği malumdur.
Sorokin, insanı sadece tek bir yönüyle doğrulama ve biçimlendirme anlayışına karşıdır. Çünkü tek yönlü kavrayışın bizi çok katlı ve farklılaştırılmamış sonsuz gerçekliğin tümüyle değil, yalnızca tek bir boyutuyla temasa geçireceğine inanır. Bütüncül tanıma ve doğrulamaya sahip olan insan; bilgiyi benliğinde gerçekleştirir, eyleme dönüştürür ve aşkın olana doğru yelken açar. Dolayısıyla tüm bu süreçleri birden kullanabileceğimiz sağlam bir mihenk taşı üzerine oturmamız gerekir.
Aslında Sorokin'in insandaki bilgi dönüşümü öğretisi; Hoca Ahmet Yesevî ve Hacı Bektaş-ı Velî gibi tasavvuf büyüklerinin sistemleştirdiği köklü bir geleneğe dayanır. Tasavvuftaki şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kavramları; insanın manevi olgunlaşma yolculuğunda geçtiği dörde ayrılan bu kapılar vasıtasıyla onun olgunluğa (insan-ı kâmil derecesine) erişmesini amaçlar.
Mevlânâ'nın da taçlandırdığı bu bilgi öğretisinin özü; "Hamdım, piştim, yandım" metaforundan uzak değildir.
Bu nedenledir ki günümüzde modern, hatta postmodern bilgi anlayışları sebebiyle —Mürsel Sönmez'in tabiriyle— "Herkesin her şeyi bildiğini sandığı bir cahiliye dönemine girmiş bulunmaktayız." "Yağan yağmurun üzerinden kayıp gittiği kayalar gibiyiz" diyor Mürsel Sönmez. Onun teklifi de tıpkı Sorokin gibi "İnsan toprak olmalı, yağmuru sinesine çekmeli, hayatın tüm malzemesiyle yeniden yeşermelidir" şeklinde özetlenebilir.

15