Umut hakkı hukuk değil, milli güvenlik meselesi

Umut hakkı hukuk değil, milli güvenlik meselesi

ERTUĞRUL AKAR

Türkiye son günlerde yine tanıdık bir kavramla meşgul:
"Umut hakkı."
Ve haklı olarak bu kavram her gündeme geldiğinde, mesele hukuktan çıkıp, Abdullah Öcalan'ın ismine kilitleniyor.

Evet bu tartışma sadece hukuki bir tartışma değil aynı zamanda devletin terör siyasetinin zemin tartışmasıdır.

Peki hukuki gerçek ne söylüyor

Çoğu kararını kabul etmediğim, tamamen Siyonist Batının çıkarlarını korumak için çalışan

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına değinmek zorunda kalacağım:

Ömür boyu hapis cezası verilebilir.
Ancak bu ceza, hiçbir koşulda gözden geçirilemez olmamalıdır
.

Bakın dikkat edin:
AİHM "serbest bırakın" demiyor.
"Bir kapı tamamen kilitlenemez" diyor.

Bu, tahliye garantisi değildir.
Bu, affın başka bir adı hiç değildir.
Bu sadece, devletin "ölene kadar içeridesin, ne yaparsan yap" dememesi gerektiğine dair bir ilkedir.

Peki Türkiye'de rahatsızlık veren ve tartışılan konu nedir

Türkiye, Avrupa'nın soyut insan hakları tartışmalarını değil, kanlı bir terör pratiğini yaşadı.
On binlerce şehit, parçalanmış aileler, yakılmış şehirler…

Ve işte tam bu noktada devlet refleksi devreye giriyor:

"Bu kapıyı açarsak, yarın bunun siyasi bedelini kim ödeyecek"

Asıl tehlike, meseleyi hukuki çerçeveden çıkarıp psikolojik harbe dönüştürenlerde.

Bugün "umut hakkını" hukuk ve terörle mücadele zemininden çıkararak konuşan bazı çevreler hukuku savunmak için değil, devleti geri adım atmış göstermek için ve terörü meşrulaştıracak semboller üretmek için konuşuyor.

Bu yüzden toplumda haklı bir öfke oluşuyor çünkü mesele hukuk değil, algı operasyonu gibi sunuluyor.

Bu toplumu çok tehlikeli bir noktaya götürür.