Necdet Ünüvar

Bugün...

Anacığımın Rabbine yürüyüşünün 21. yılı...

Anacığımın üzerinden tam yirmi bir koca yıl geçti.

Öyle acılar vardır ki zaman onları eskitemez.

Öyle özlemler vardır ki her sabah yeniden kanar.

"Ana" deyince hâlâ burnumun direği sızlar,hâlâ gözlerim dolar.

Ama insan kaç yaşına gelirse gelsin, annesini kaybettiği gün öksüz kalır.

Annesiz geçen her yıl, insanın yüreğinde açılan bir yaradır.

Yıllar önce...

Yoğun bakımın o kasvetli, insan ruhunu ezen koridorlarında anacığım için gözyaşı döküyordum.

Doktorların yüzünden umut okunmuyordu.

Dudaklarımda dua...

Gözlerimde yaş...

Tam o sırada telefonum çaldı.

Arayan Profesör Doktor Necdet Ünüvar'dı...

**

Hiç yüz yüze görüşmemiştik...

Anamın hastalığıyla ilgili birkaç yazıyı okumuştu sanırım.

Geçmiş olsun dileklerinden sonra kardeşi İsmail'i refakat için kaldığımız Haydarpaşa Numune Hastanesine yanıma yollamıştı...

Necdet Ünüvar o zamanlar Sağlık Bakanlığı Müsteşarıydı...

Sesindeki samimiyet, kurduğu birkaç cümle, omzuma bırakılan sıcak bir dost eli gibiydi.

Bazı insanlar vardır...

'Geçmiş olsun' der geçer.

Bazıları ise yüreğinize dokunur.

Necdet Hoca yüreğe dokunan insanlardan biridir.

Makam sahibi olmak kolaydır.

Ama insan kalabilmek zordur.

**

Ankara Üniversitesi'ndeki diploma töreninde 6 Şubat depremlerinde enkaz altından 248 saat sonra kurtarılan Aleyna Ölmez'i sunarken gözlerinin içinin nasıl parladığını görünce hiç şaşırmadım.

Çünkü merhamet rol yapılacak bir duygu değildir.

İnsan ya taşır...

Ya da taşıyamaz.

Depremde evini, yuvasını anasını kaybetmiş bir evladın başarısına bir baba şefkatiyle ortak olabilmek...

İşte bu, nasır tutmamış bir yüreğin işidir.

Bugün öyle bir zamandayız ki...

Merhametin yerini hesap...

Vicdanın yerini çıkar...

Samimiyetin yerini gösteriş aldı.

İnsanlar birbirinin gözyaşına bile kuşkuyla bakar oldu.

Ama hâlâ güzel insanlar var.

Hâlâ başkasının acısını kendi acısı gibi hissedenler var.

Hâlâ makamını kibir için değil, insanlığa hizmet için kullananlar var.

**

Ankara Üniversitesi Rektörü Necdet Ünüvar'ın yüreği nasır tutmuş yüreklere örnek olsun.

6 Şubat depreminde enkaz altından sağ kurtarılan Aleyna Ölmez'e bakarken gözlerinin içi de gülüyordu...

İçten...

Samimi...

Babasının evladına baktığı gibi...

İşte insanı insan yapan da budur.

Makam değil...

Merhamet...

Koltuk değil...

Vicdan...

Çünkü o genç kızın elindeki kâğıt, sadece bir diploma değildi.

O diploma; enkazın altından kalkmanın...

Küllerinden yeniden doğmanın...

Gözyaşlarını içine akıta akıta hayata tutunmanın belgesiydi.

6 Şubat'ta sadece binalar yıkılmadı.

Hayalleri de yıktı...

Sofralar dağıldı...

Yuvalar sessizliğe gömüldü.

Binlerce çocuk anasız kaldı.

Binlerce anne evlatsız...

Binlerce baba ocağını toprağa emanet etti.

İşte o acının içinden çıkan bir evlat, yılların emeğini almak için kürsüye yürüyordu.

**

Belki içinde tarifsiz bir hüzün vardı.

"Keşke annem de görseydi..."

"Keşke babam da burada olsaydı..."

Kim bilir...

İnsan bazen en büyük sevincini bile eksik yaşar.

O anda, Necdet Ünüvar'ın sıcaklığı yetişmiş oldu.