Bazıları vardır...
Kartvizitini uzatmadan önce yarım saat özgeçmiş anlatır.
Bazıları da vardır ki özgeçmişlerini dinledikten sonra insanın aklına tek bir soru gelir:
"Bu adam bunların hepsini ne ara yaptı"
İşte Avukat Erkin Ali Doygun tam da o ikinci gruptan..
Erkin'in hikâyesi Adana'nın meşhur sıcağında, Emek Mahallesi'ndeki Sigorta Evleri'nde başlıyor.
Anne öğretmen...
Baba kaymakam...
Yani bugünün popüler tabiriyle; influencer değil, tam anlamıyla Cumhuriyet'in yetiştirdiği klasik bir memur çocuğu.
Kendisine çocukluğunu sorduğunuzda uzun uzun anlatmıyor.
Tek cümle kuruyor:
"Benim okulum da devletti, yolum da devletti. Beni hep devlet okuttu."
Günümüzde böyle cümleler nostaljik gelebilir.
Çünkü günümüzün başarı hikâyelerinde genellikle üç şey eksik olmaz:
Bir girişimcilik efsanesi...
Bir motivasyon konuşması...
Ve en az iki kişisel gelişim kitabından alıntı...
**
Erkin Ali Doygun'un hikâyesinde ise bunların yerine Adana Anadolu Lisesi ile, Marmara Hukuk var, alın teri var.
Sonra hukuk dünyasının duayen isimlerinden Hüseyin Derin Yarsuvat'ın yanında geçen yıllar...
Öyle CV'ye eklenip geçilecek türden bir staj değil.
Türkiye'nin önemli hukuk mücadelelerinin, kritik dosyalarının ve önemli isimlerinin arasında geçen bir meslek yolculuğu...
Tabiri caizse sadece hukuk öğrenmemiş; hukukun mutfağına odun taşımış, ateş yakmış, çay demlemiş.
Sonra iş dünyası geliyor.
Tofaş, Petrol Ofisi, Carrefour ve Dünyagöz gibi birçok önemli kuruluş...
Bir hukukçunun dosya dolabına sığmayacak kadar geniş bir tecrübe...
**
Ama hikâye burada da bitmiyor.
İşin içine Adanaspor giriyor.
Şimdi Adanaspor'da yıllarca yöneticilik yapmış birine sadece "avukat" demek eksik kalır.
Çünkü Türkiye'de futbol yöneticiliği yapan bir insan aynı anda hukukçu, psikolog, diplomat, kriz yöneticisi ve gerektiğinde yangın söndürme uzmanı olmak zorundadır.
Hakem kararından transfer krizine, taraftar beklentisinden ekonomik sorunlara kadar her gün ayrı bir yüksek lisans programı...
Doygun'un kariyerine bakınca insanın dikkatini çeken şey ise makamlar veya unvanlar değil.
Denge...
**
Bugün herkes konuşuyor.
Hatta bağırıyor.
Sosyal medyada herkes uzman, herkes haklı, herkes öfkeli...
Fakat memleketin en çok ihtiyaç duyduğu şey; bağırmak değil, ayakta kalacak sistemler kurabilmek.
Erkin Ali Doygun'un bakış açısını farklı kılan taraf da burada ortaya çıkıyor.
Olaylara "Kim kazandı" diye değil, "Memleket nasıl kazanır" diye bakıyor.
Kendisini tarif ederken kullandığı bir cümle de aslında her şeyi özetliyor:
"Hırslı değilim, azimliyim."
İlk duyulduğunda sade bir cümle gibi gelebilir.
Ama hırsın çoğu zaman meziyet, sabrın ise eksiklik sayıldığı bir dönemde bu söz önemli bir karakter tanımıdır.
Devletçi...
Milliyetçi...
Cumhuriyetçi...
Ve kurucu iradenin temel değerlerine bağlı...
Rüzgârın yönüne göre savrulanlardan değil, pusulasına göre yürüyenlerden.
**
Bugün eşi, kızı ve evlerinin en renkli sakini Hermes adlı kedileriyle birlikte mütevazı hayatını sürdürürken, Adana'dan Türkiye'yi okumaya devam ediyor.
Açık söylemek gerekirse...
Şahsi hesapların memleket meselelerinin önüne geçtiği dönemlerde böyle insanlara daha fazla ihtiyaç duyuluyor.
Çünkü bazen memleketi ileriye taşıyanlar en yüksek sesle konuşanlar değildir.
En sağlam duranlardır.
Ve Erkin Ali Doygun da bana göre o sağlam duran isimlerden biridir.
Cumhuriyet'in yetiştirdiği, devletin okuttuğu ve aldığı eğitimin hakkını vermeye çalışan o sessiz kuşağın temsilcilerinden biri...
**
CHP'de kazan hep kaynar
Özgür Efendi belli ki Ankara'da esen rüzgârın yönünü hissetmiş...Son günlerde yaptığı açıklamalara bakınca insanın aklına şu geliyor: Acaba siyaset mi yapıyor, yoksa yaklaşan fırtınaya karşı şemsiye mi arıyor
İnsanda biraz vefa olur...
Biraz siyaset ahlakı olur...
Biraz da geçmişe saygı...

11