Trump ve Şi Cinping, Mayıs 2026 Pekin zirvesinin ardından iki ülkenin ilişkisinin sıfırlanmasından söz ettiler. Ancak Washington için sıfırlama, ticaret dengesizliklerinin giderilmesi ve in pazarına erişiminin genişletilmesi anlamına gelirken Pekin için, sıfırlanmadan, in'in ekonomik, jeopolitik yükselişine müdahale edilmeyen, öngörülebilir bir "stratejik istikrar" döneminin başlangıcıydı.
YAPISAL EREVEBu iki farklı anlayışın aynı anda geçerli olabileceğini düşünmek gerçekten çok zor. Bu zorluğun, son yıllarda çok sık gündeme gelen, Tükidides tuzağı kavramı bağlamında yapısal bir zemini var. Tükidides tuzağı, yükselen güç ile yerleşik güç arasındaki geçiş dönemlerinin tarihsel dinamiğini betimler: Atina ve Sparta rekabetinin yol açtığı Peloponez savaşlarının nedenlerinin analizinden çıkarılan bu tez, tarihte on altı benzer durumdan on ikisinin savaşla sonuçlandığını gösteriyor. Tuzağı tetikleyen niyetten çok algı oluyor. Egemen güç yükselenden korkmaya başlıyor. Yükselen güç de kendi kapasitelerini abartıyor. Girift ittifak ilişkileri içinde, tarafların hata yapma olasılığı artıyor; çıkan yerel bir çatışma hızla genelleşerek büyük bir savaşa dönüşebiliyor.
Günümüz ABD-in ilişkisi bu çerçeveye yapısal olarak uyuyor. in, mevcut uluslararası düzene entegre olmaya çalışan bir güç olmaktan çıktı; düzenin temel varsayımlarını sorgulayan, dönüştürmeye çalışan bir güç olarak yükseliyor. Bu yükselişten çok tedirgin olan yerleşik egemen güç ABD, in'in yükselişini ticari, teknolojik olarak engellemeye çalışıyor. Tayvan sorunu da mükemmel bir patlama noktası oluşturuyor.
SANAYİ POLİTİKASIRhodium Group'un Mayıs 2026 tarihli raporu (Wall Street Journal), in sanayi politikasının 2016'dan bu yana kapsamının nasıl genişlediğini belgeliyor. Rapora göre 2016'da in'in küresel ihracat hacminin yüzde ellisinden fazlasını elinde tuttuğu ürün kategorisi sayısı 163'tü. 2024'te bu rakam 315'e ulaşmış. Hedef listesi artık yalnızca ileri teknoloji sektörlerini değil, tekstil ve ev aletleri, otomotiv gibi olgunlaşmış endüstrileri de kapsıyor.
Bu genişlemenin siyasi sonucu, ticaret istatistiklerinin ötesine geçiyor. in, içeride sıfır ithalat bağımlılığını hedeflerken dışarıda in'in ihracatına sistematik bir bağımlılık yaratıyor. Hızla sanayileşmeye devam eden in, yurtiçinde kapasitesi talep sınırını aştığında, üretim fazlası dünya piyasalarına akıyor; devlet destekli in üreticilerinin rekabet gücü göreli olarak yüksek olduğundan kolaylıkla fiyat kırabiliyor, yabancı rakipleri hızla pazar paylarını kaybetmeye başlıyorlar.
Deflasyon ihracı olarak da tanımlanan bu dinamik, ABD, Almanya, Japonya gibi merkez ülkelerin ve gelişmekte olan çevre ülkelerin ekonomileri üzerinde, sanayisizleşme (kapasite yıkımı ve işsizlik artışı) yönünde bir baskı yaratıyor. Dahası, in'in kritik ara mallar ve hammaddeler üzerindeki hâkimiyeti -nadir toprak elementleri başta olmak üzere- bu baskıya stratejik bir boyut da ekliyor. Tedarik zincirleri üzerindeki in ağırlığı, ticari bir ilişkiyi siyasi kaldıraç noktasına dönüştürebiliyor.

32