ABD ve İsrail'in İran saldırısını değerlendirirken analistlerin çoğu aynı soruyu soruyor: İran mı kazanıyor, ABD mi Bu soru yanlış değil ama analizi bir ikileme sıkıştırarak savaşın gerçek sorumlularını görmeyi zorlaştırıyor.
'KARAKUTULAR'Uluslararası ilişkilerin egemen paradigması "realizm", ülkeleri birer "karakutu" olarak ele alır: İçine değil, dışarıya yansıyan güç kapasitesine, varsayılan çıkarlarına odaklanır. Oysa her ülkenin içinde çatışan çıkarlar, kazananlar, kaybedenler bulunur. İran'ı, ABD'yi veya İsrail'i birer bütünsel aktör ("karakutu") olarak görürsek savaşın gerçeğini bütünüyle kavramakta zorlanırız.
İran'a yönelik saldırılarda, tek bir füzeyle 204 çocuk, sonra binlerce insan hayatını kaybetti, yaralandı. Bu insanlar için savaşın galibi yok. Müzakereye eğilimli "reformist" Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın temsil ettiği kanat, Umman üzerinden yürütülen görüşmeler kritik bir aşamaya gelirken bombalar düşmeye başlayınca çöktü. Bu gelişmeden en çok zarar gören, değişim isteyen İranlılar oldu. Ocak ayında güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuların aileleri, şimdi kaçınılmaz olarak ulusal onura, tarihi mirasa sahip çıkarak saldırı altındaki totaliter rejimin etrafında safları sıklaştırıyorlar.
İsrail'de Netanyahu açısından savaş yalnızca stratejik değil, varoluşsal: Hakkındaki yolsuzluk davaları askıya alındı, hükümeti düşürecek bütçe oylaması ertelendi, erken seçim tehlikesi uzaklaştı. İsrail'de "Büyük İsrail" inancıyla hareket eden küçük bir yerleşimciler azınlığına dayanan Ben Gvir ve Smotrich, Knesset'teki 120 sandalyeden yalnızca 14'ü ile Netanyahu koalisyonunun anahtarını ellerinde tutuyorlar. Bunlar açısından, Gazze soykırımıyla yerleşimciler için yeni olanaklar yaratıldı, Batı Şeria'nın ilhakı için uluslararası alan açılıyor. İran'ın caydırıcı şemsiyesi zayıflıyor. Bu sırada İsrail halkı, soykırımın sorumluluğunun ve savaşın altında belki de modern Yahudi tarihinin ikinci büyük travmasını yaşıyor.
BİR ACAYİP ZİNCİRABD'de Ulusal Terörle Mücadele Merkezi'nin başkanı Joe Kent, Trump'a sunduğu istifa mektubunda bu savaşın Amerikan çıkarlarına hizmet etmediğine, İran'ın yakın bir saldırı hazırlığında olmadığına ilişkin istihbarat değerlendirmelerini anımsatarak savaşı İsrail'in dayattığını ileri sürdü. Kent, son müzakerelerde anlaşmaya çok az kalmışken savaş kararının alınmasını, Trump'la Netanyahu arasındaki yakın ilişkiye dayandırdı. Kent'in iddiaları, aslında küçük bir yerleşimci nüfusla başlayan bir etki zincirinin Netanyahu üzerinden Trump'a ulaşarak savaşın, ABD'nin Ortadoğu'nun geleceği ve İsrail halkının kaderi üzerinde adeta belirleyici bir etki yaptığını düşündürüyor.
Bazı analistler,

18