İki imparatorluğun trajik yolculukları

Tarih, bazen bir trajediyi, yeni aktörlerle sahneler. Milyarder yatırımcı, yazar, Ray Dalio, Hürmüz Boğazı krizi ile İngiltere hegemonyasının tabutuna son çiviyi çakan Süveyş Krizi (1956) arasında bir paralellik kurmuş. ABD Hürmüz'ü kaybederse dolar egemenliğini de kaybedermiş. Bence çok daha kapsamlı bir analojiyi, Matthew Pheneger'in "The Iran War: America's 'Sicilian Expedition'" ("İran Savaşı: Amerika'nın 'Sicilya seferi' mi" Geopolitical Monitor, (12/03) başlıklı yazısı üzerinden düşünebiliriz.

HUBRİS VE NEMESİS

Atina, Peloponez savaşında tarafsız kalan Melos adasını kuşattı; (MÖ 416) itaat, haraç talep etti. Melyalılar adalet, özgürlük ilkelerine dayanarak tarafsızlıklarını korumak istediler. Atina Melya devletini yıktı; erkekleri öldürdü; kadınları köle olarak aldı. Tukidides'in "Güçlü yapacağını yapar, zayıf mecburen katlanır" ifadesi bu olaya dayanır. Bu "kolay" ama ahlaksız zafer Atina'da bir Hubris (zafer sarhoşluğu) yarattı. "İmkânsız" olan mümkün görünmeye başladı. Atina, patolojik bir demagog, narsist Alkibiades'in (Plutarch: "insanları ... kendini durmaksızın adeta bir bukalemun gibi dönüştürerek etkilerdi. Bukalemun beyaza bürünemez ama o iyiyi de kötüyü de aynı anda benimserdi") liderliğinde bu kez Sicilya adasının güçlü devleti Siraküza'yı hedef aldı. Sparta Siraküza'nın yardımına gelince Atina büyük bir yenilgi yaşadı. Siraküza Atina için Nemesis (haddini bildirme tanrısı) olmuştu. Bu sıradan bir yenilgi değildi. Siraküza'dan Atina hegemonyasının çöküşüne, şehir devletleri uygarlığının sonuna, imparatorluk uygarlıklarına (Makedonya, Roma) kadar uzanan bir nedensellikler zinciri kurulabilir.

Maduro Caracas'ta tutuklandığında Washington'da bir Hubris oluştu: "Güçlü yapacağını yapar zayıf mecburen katlanır." Yıllarca süren yaptırımlar, muhalefeti tanıma oyunları, başarısız darbe girişimleri derken tek bir operasyonla, temiz, hızlı biçimde, bir "otoriter lider" zincire vurulmuştu. Ve Hubris, kendini imparator sanan, açgözlü adamın kulağına fısıldadı: Bibi haklı: İran da böyle düşer. Yeter ki sen rejimin kafasını uçur.

SİCİLYA OLARAK İRAN

Venezuela'nın aksine İran rejimi, 40 yıldır bu ana hazırlanıyordu, mozaik bir caydırıcılık mimarisi kurmuştu, cephaneleri doluydu: Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Husiler, Irak ve Suriye'de milis ağları, belki de ABD ve Avrupa'da uyuyan hücreleri vardı. Bunlar merkezi siyasi liderliğin, hele bir dini liderin ölümüyle çözülmeyecek yapılardı. Üstelik İran'ın elinde Hürmüz Boğazı gibi dünya ekonomisinin çarklarını durduracak stratejik olanaklar, arkasında Venezuela'nın hiç sahip olmadığı stratejik destekçiler vardı: İran'ın bu savaşı kaybetmesi Rusya ve in'in çıkarına değildi; yenilgiyi engellemek için güçlü nedenleri vardı. Dahası, ABD yardım istemek için seslendiğinde Avrupa'da ve Asya'daki müttefikleri başka yöne bakıyorlardı. Kral çıplaktı, hegemonya tükenmişti. Nemesis gelmişti.