Bir 'kurucu olay' üzerine notlar

Tartışmalar çoğu kez 15 Temmuz gecesinde yaşananlara, aktörlerin polisiye dökümüne, gerçekti-kurguydu ikilemine sıkışıyor. Bugün ülkeyi yöneten kadro, dayandığı toplumsal hareket, o gece yaşananların "şeylerin durumunu değiştiren" bir "kurucu olay" olduğuna inanıyor, bu inancı topluma dayatıyor, dirençle karşılaşınca da hırçınlaşıyor. Bu nedenle, "olayın" kurduğu şey üzerinde düşünmek daha önemli. Düşünmeye başlayınca da kurulan şeyin, devletin yönetim biçiminin, kurumlararası güç dengesinin, karar alma mekanizmalarının, meşruiyet kaynaklarının kalıcı olarak başkalaştığı, özgün bir rejim inşasına ilişkin olduğunu anlıyoruz.

YENİ REJİM

Bu "olay", Gramsci'nin hegemonya kuramı, "pasif devrim" paradigması merceğinden bakıldığında, salt bir kopuş değil aynı zamanda bir süreklilik de sergiliyor. 2002- 2015 dönemi, siyasal İslamın, "bir restorasyon" projesi bağlamında şekillenmiş "pasif devrim" süreci içinde devlet aygıtında kurumsal mevziler kazandığı; sivil toplum, medya, eğitim ve bürokraside yavaş ama derinden bir rıza imalatı yürüttüğü klasik bir "mevzi savaşı" evresiydi. "15 Temmuz" bu süreci bir "cephe savaşı" aşamasına sıçrattı; devlet içi tarafların çatışmasının galibi, elde ettiği merkezileşmiş yürütme gücüyle, "mevzi savaşı" taktiğine dönerek günümüze uzanan yeni bir rejim inşa-kuruluş süreci başlattı.

Bu rejim bugün artık büyük ölçüde kurumsallaştı: Parlamenter demokrasinin güçler ayrılığının yerini katı bir güçler birliği aldı; yargı ve yasama özerkliğini yitirdi; normatif hukukun yerini lidere, beka söylemine endeksli bir disiplin-cezalandırma rejimi aldı. Böylece Ernst Fraenkel'in (The Dual State: A Contribution to the Theory of Dictatorship, 1941) "ikili devlet" kategorisiyle açıklanabilecek bir ikili hukuk düzeni oluştu.

Muhalif duruşlar hızla suç kapsamında, sembolik ve fiziksel araçlarla baskı altına alındı. Diyanet rejimin en asli ideolojik-teolojik meşruiyet aygıtına dönüştü. "Olayın" ertesinde devlet bürokrasisinde başlayan geniş kapsamlı tasfiyelerin sonunda karar alma mekanizması rasyonel bürokratik süzgeçlerden, liyakatten tamamen arındırılıp karizmatik lider kültü ile onun etrafındaki dar iktidar kliğinin iradesine bağlandı. Arendt'in bakışıyla, klasik/ modern burjuva-demokratik ölçütler açısından bu işleyişin "irrasyonel" olduğu söylenebilir. Ancak bu işleyiş, bugün Türkiye'deki rejimin kültürel, tarihi kaynakları üzerinden kendini üretmesi bağlamında özgün bir rasyonaliteye sahiptir.

KÜLTÜR SAVAŞLARI

"Olayın" kurduğu rejimin, mülkiyet ilişkilerine, şirket yapılarına, piyasa mekanizmalarına liderlik düzeyinde doğrudan müdahale edebilen, muhalif ya da güvencesiz sermayeyi tasfiye edip yandaş kliklere, holdinglere sistematik kaynak aktaran yapısı,