Apartheid şimdi küresel

Pazartesi günü şöyle bir yazıya rastladım: "İltica Hakkının Sonu- Küresel Kuzeydeki ülkeler kapılarını kalıcı olarak kapatıyor."(Foreign Policy). Yazı "Küresel Kuzey'de" hükümetlerin sınır kontrollerini sıkılaştırdığını, hak kazanma koşullarını daralttığını, sınır dışı etme işlemlerini hızlandırdığını, gözaltı uygulamalarını genişlettiklerini, aile birleşimini kısıtladıklarını, sorumluluğu üçüncü ülkelere devrettiklerini anlatıyor. Sığınma talebinde bulunma hakkı kâğıt üzerinde hâlâ var ama pratikte hızla anlamsızlaşıyor.

OK UYGUN BİR MODEL

Gerçekten de "Küresel Kuzey'in" sığınmacılar, göçmenlik politikalarına bakınca, günümüzde Apartheid'in Güney Afrika'nın eski (1948- 1994) rejimi olmaktan öte, küresel kapitalizmin işleyiş mantığı haline geldiğini görüyoruz. Apartheid, siyah çoğunluğun emeğini ekonominin beyaz merkezinde sömürüyor ama siyasal haklarını dışlıyor, onları özel alanlarda (Bantustans) yaşamaya zorluyordu. Bu yalnızca ırkçı bir ayrım değildi, emek ile yurttaşlık arasındaki bağın koparılmasıydı. Bugün bu modelin ölçeği büyüdü, biçimi değişti; fakat mantığı aynı kaldı: "Apartheid" düzeni artık sınırların ötesinde küresel düzeyde işliyor.

Biyopolitik emperyalizm kavramı tam bu noktada anlam kazanıyor. Emperyalist birikimin dayandığı kaynakları, artı-değeri üreten halklar, bu değere el koyan karar merkezlerinden, mülkiyet rejiminden, siyasal temsil ilişkisinden dışlanıyorlar. İş gücü çevre ülkelerde tüketiliyor üretilen artı-değer merkez ülkelerde birikiyor.

Bu düzenin en görünür ayaklarından biri ekstraksiyon (maden/mineral çıkartma) emperyalizmidir. Madenler, su havzaları, enerji kaynakları, tarım arazileri ve ucuz işgücü, küresel sermaye için birer "hammadde deposu" olarak görülüyor. Kâr merkezde gerçekleşirken çevresel yıkım, iş kazaları, yerinden edilme (göç), toplumsal çözülme çevrede bırakılıyor. özülen toplumlardan kaçarak Küresel Kuzey'e sığınmaya gelenler, düşmanlıkla, ırkçı şiddetle, kapalı kapılarla karşılaşıyorlar. Bu nedenle bugün sömürü yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda biyopolitiktir; çünkü hangi bedenlerin çalışacağına, hangi bedenlerin yerinden edileceğine ve hangi bedenlerin korunaksız bırakılacağına, hangi bedenlerin korunacağına "sistem" karar veriyor. Bu bağlamda, Kiarina Kordela'nın günümüzde kapitalizmin, piyasa rasyonalitesini, seküler sermaye mantığını, sonsuz değer üretme potansiyelini norm olarak kabul eden bir "üst-ırk" (posthüman/immortal) ile dini yahut etik-geleneksel değerlere bağlı kalan, sermayenin sınırsız akışına uyum sağlayamayan, dolayısıyla sistemin gözünde yalnızca ölümlülüğü temsil eden bir "alt-ırk" (sadece -biyolojikinsan) arasındaki ayrıma işaret eden "biyo-ırkçılık" kavramı da anlamlıdır.

YENİ 'ALT-IRK'