Amerika'da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop'un ünlü, "Yeni Kudüs", "istisna ülke", "aşikâr yazgı" (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar. Bu umutlu, kutsanmış başlangıç ne yazık ki gerçekte yerlileri hedef alan bir soykırım ve kölelik üzerine inşa edilen bir tarihin de başlangıcıydı. 1776'daki bağımsızlık bildirgesi "Bütün insanlar eşit yaratılmıştır" derken milyonlarca insanın zincir altında yaşıyor olması, Amerikan tarihinin ilk ve en derin çelişkisini oluşturuyordu. Bu yeni cumhuriyet, feodalizmin yükünden arınmış, saf kapitalizmin ilk laboratuvarı oldu; mülkiyet, toprak, emek ve sermaye arasındaki ilişkiyi Avrupa'nın bin yıllık geleneklerinden kopuk bir şekilde, derin bir bireycilik ve toplumsal dayanışma fikrine düşman bir karakter (ethos) üzerinde kuruldu.
İngiltere'ye karşı kazanılan antiemperyalist zafer, zamanla ironik bir dönüşümle Amerikan emperyalizmine açıldı. ABD, iki dünya savaşı arasındaki dönemde, dünyanın en yıkıcı askeri gücünü ve 1929-33 Büyük Buhran'ının ardından en büyük mali kapasitesini kurdu, Fordizm olarak bilinecek, yeni sermaye birikim rejiminin temellerini attı. Bu zeminde emperyalist reflekslerini güçlendiren ABD, 1945 sonrasında Bretton Woods sistemi, NATO ve küresel demokrasi söylemiyle yeni bir dünya düzeninin mimarı oldu. Soğuk Savaş boyunca "özgür dünyanın lideri" sıfatını taşıyan Amerika yeni düzenin, zaman zaman askeri darbeleri, suikastları besleyen, rejimleri değiştirebilen bir küresel hegemonuydu.
Bu yıl, 250. yaşını kutlayan ABD, John Winthrop'un o vaazındaki, "görkemli" başlangıçtan çok uzakta. Hegemonyası in'in hızla yükselişi karşısında görece gerilerken içeride "süreç olarak faşizm" hızlanıyor: Trump'ın ikinci dönemi, ilkinden çok daha organize, kurumsal; eğitim politikalarından sivil haklar mekanizmalarına kadar her alan, kültür savaşlarının (faşist propagandanın) cephesi haline geldi. Yüksek mahkemenin yürütmenin (Trump'ın) yetkisini genişleten kararları da liberal demokrasinin çöküşünün devam ettiğini gösteriyor. Mahkemenin başkana tanıdığı, Federal Rezerv dışında kalan federal bürokrasinin personelini, keyfi olarak işten çıkarma yetkisi adeta "Devlete ve topluma ne yaparsan yap ama Wall Street'in işine karışamazsın" diyor. Böylece Nixon'un skandal istifasından sonra kurulan denetleme ve denge mekanizmaları altüst oluyordu.
Trump'ın yetkileri artıyor ama onu, Proje 2025 faşizmini iktidara taşıyan sosyal taban MAGA hareketi ikiye bölünüyor, önemli liderleri Trump'ı terk ediyor. Bu sırada muhalefette Demokrat Parti içinde sosyalistler ile ılımlılar arasında bir kutuplaşma derinleşiyor; Zohran Mamdani gibi yeni liderlerin yükselişi, merkez siyasetin tükendiğini kanıtlıyor.

25