25 yıl sonra 9/11- (II)

Son 25 yılda dünyanın hiçbir bölgesi Ortadoğu kadar köklü ve kanlı bir dönüşüm yaşamadı. Bugün Filistin topraklarında şahit olduğumuz soykırım ve etnik temizlik felaketini 7 Ekim 2023'ten başlatmak, bu tarihin arkasındaki çeyrek yüzyıllık birikimi görünmez kılar.

Aslında Gazze'ye giden yol 11 Eylül'den de önce açıldı. 1996'da Binyamin Netanyahu için hazırlanan "Clean Break" başlıklı strateji belgesi, iki devletli çözümü terk etmeyi, İsrail'in güvenliğini mevcut bölgesel dengeler içinde aramak yerine bu dengeleri değiştirmeyi öneriyordu. Irak'ta Saddam Hüseyin'in devrilmesi, Suriye'nin zayıflatılması, İsrail'in bölgesel üstünlüğünün güçlendirilmesi bu düşüncenin parçalarıydı. Belgenin Perle, Feith, Wurmser gibi "neocon" yazarları birkaç yıl sonra Bush yönetiminin en etkili isimleri arasında yer alacaktı.

11 Eylül, bu stratejik düşünceyi neoconların Emporium America projesiyle birleştiren tarihsel kırılma oldu. Afganistan'ın ardından Irak işgal edildi. ABD, Irak'ta Saddam rejimini yıktıktan sonra, tüm bölgeyi Büyük Orta Doğu Projesi ile siyasi, ekonomik olarak yeniden yapılandırmayı planlıyordu. Demokrasi, özgürlük, piyasa ekonomisi söylemiyle savunulan bu emperyalist proje, başarılı olamadı ama en azından Türkiye'deki rejimi değiştirdi, bölgedeki güç dengelerini altüst etti.

Saddam'ın devrilmesi, Irak'ın parçalanması, mezhep çatışmalarının derinleşmesi İran'ın en büyük bölgesel rakiplerinden birini ortadan kaldırarak nüfuz alanını genişletti. Daha sonra Suriye savaşı, Hizbullah, IŞİD ve Yemen üzerinden uzanan çatışmalar, Ortadoğu'yu giderek birbiriyle bağlantılı savaş alanları sistemine dönüştürdü.

Filistin sorunu çözümsüz bırakıldı. İsrail sömürge yerleşimleri genişlerken Filistinlilerin siyasal ve ekonomik yaşam alanı daraldı. Washington'ın bir yandan "iki devletli çözümü" savunup diğer yandan İsrail'in işgal ve yerleşim politikasına göz yumması, ABD'nin bölgedeki siyasal meşruiyetini aşındırdı.

2011 Arap ayaklanmaları yeni bir fırsat yaratmış gibi görünüyordu. Ancak Mısır'dan Libya'ya, Suriye'den Yemen'e uzanan süreç demokratik dönüşümden çok, devletlerin parçalanması, iç savaşlar ve dış müdahalelerle sonuçlandı. Ortadoğu'da eski devlet düzenleri zayıflarken yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi kurulamadı.

İsrail ise bu ortamda güvenliğini giderek daha fazla askeri üstünlük ve bölgesel caydırıcılık üzerinden tanımladı. İran'ın nükleer programı, Hizbullah'ın güçlenmesi ve Hamas'ın Gazze'deki varlığı İsrail güvenlik doktrininin merkezine yerleşti. 2020'lerde İbrahim Anlaşmaları ile İsrail'in bazı Arap devletleriyle ilişkilerini normalleştirmesi, Filistin sorununu bölgesel diplomasinin merkezinden çıkarmaya yönelikti ama aslında Netanyahu'nun ve Ben Gvir, Smotrich gibi Kahanist/ırkçı-dinci liderlerin başka planları vardı. Geçen hafta Netanyahu'nun 7 Ekim saldırısının bilgisini önceden aldığını ancak hareketsiz kalmayı seçtiğini öğrendik.