25 yıl sonra 9/11-(I)

11 Eylül 2001 sabahı 3 bin+ insanın hayatını kaybettiği korkunç bir terör saldırısı tarihte yeni bir sayfa açtı. Aradan geçen 25 yılda dünyanın ekonomik, siyasal, teknolojik, ekolojik yapısı öylesine değişti ki 2001'deki dünya, şimdi, adeta başka bir çağa ait gibi.

11 Eylül'ün ilk sonucu jeopolitikti. ABD, "teröre karşı savaş" ilan ederek Afganistan'ı, ardından Irak'ı işgal etti. Fakat Amerika savaşlarını artık büyük ölçüde borçlanarak finanse ediyordu. Vietnam'dan, özellikle II. Dünya Savaşı'ndan farklı olarak savaşın maliyetini toplumun tamamına yayacak büyük bir vergi seferberliği yapılmadı. Harcamalar borçla karşılandı. 2010'a gelindiğinde yalnızca Irak ve Afganistan savaşlarının ABD kamu borcunu yaklaşık 1.3 trilyon dolar artırdığı ve kamu borcu/GSYH oranına 9-10 puan eklediği hesaplanıyordu.

Evet, 2008 krizinin merkezinde konut balonu, mortgage piyasası, menkul kıymetleştirme, aşırı kaldıraçlı finansman vardı ama savaş harcamaları, Bush döneminin vergi indirimleriyle birlikte, ABD ekonomisinin zaten hızla genişleyen borç ve finansallaşma düzenini daha da büyüttü. Irak savaşının ekonomik maliyetinin daha 2006'da 1 trilyon doları aşabileceği hesaplanıyordu. Nitekim daha sonraki araştırmalar, savaş harcamalarının borçlanmayı artırmasının uzun vadeli faizleri de yukarı ittiğini ortaya koydu.

O dönemde derin bir paradoks oluştu: ABD, küresel konumunu askeri güçle korumaya çalışırken bu gücün maliyetini küresel finans sisteminden borçlanarak karşılıyordu. Aynı dönemde in ve diğer ülkelerin dolar rezervleri ABD Hazine tahvillerine akıyor, Amerikan finans sistemi olağanüstü miktarda sermayeyi emiyor, kredi genişliyor ve risk giderek finansal sistemin içine dağıtılıyordu. Böylece jeopolitik güç ile finansal genişleme birbirini besleyen bir mekanizmaya dönüşüyordu.

Bu mekanizma 2008'de kırıldı. Devlet, çöken finans sistemini kurtarmak için yeniden devreye girdi; merkez bankaları trilyonlarca dolarlık likidite sağladı. 11 Eylül sonrası "savaş için borçlanma" ile başlayan süreç, 2008 sonrasında "finans sistemi yaşatmak için borçlanma" biçiminde devam etti. Pandemi sonrasında buna bir de devasa kamu harcamaları eklendi. Sonuçta 2001'de yaklaşık 3.4 trilyon dolar olan ABD federal borcu bugün 40 trilyon doların üzerine çıktı.

Jeopolitik açıdan da sonuç çarpıcıydı. 2001'de ABD rakipsiz bir küresel güç olarak görünüyordu. in henüz Dünya Ticaret Örgütü'ne yeni katılmıştı; Rusya zayıftı, Avrupa Birliği genişliyordu, küreselleşme tarihin doğal yönü olarak kabul ediliyordu. Bugün ise Taliban iktidarda, in ekonomik ve teknolojik bir süper güç, Rusya yeniden önemli bir askeri güç merkezi, BRICS genişleyen bir blok, AB'nin birlik süreci ve İran'da patinaj yapmakta olan ABD'nin dünya düzenindeki merkezi konumu tartışılıyor.