Fikrisabitin acı faturası!

Üzüntümüz ile kızgınlığımızın birbirine karıştığı anlar yaşadık son düdükle beraber. Dile kolay; 24 yıldır hayalini kurduğumuz, futbolun 1 numaralı arenası Dünya Kupası'nda potansiyeli yüksek takımımızla mücadele edecektik. Grup değerlendirmesinde ayaklar yere basmadı. 3 maçta en az 7 puanı cebe koymuş, gruptan lider çıkmıştık bile! Taraftar duygusaldır, böyle düşünebilir. Ancak takım ve teknik heyetin de bu maçları oynamadan kazanılmış sanmaları asıl problemdi. Avustralya maçının skandal bir teknik adam performansıyla kaybedildiği anda işler zaten epey zora girmişti. Sonrasında mağlubiyetin nedenleri üzerine kafa yorup, inat ve ısrarlardan nasıl vazgeçerim özeleştirisi yapmak yerine, performansı eleştiren herkese ayar verme edasıyla hamasete yöneldi hocamız! "Eleştirileri kaosa sebep olmak" olarak niteleyip, içinde bolca hamaset barındıran cümleler kurarak, bir iç düşman ve öteki oluşturup onunla kavga etti 1 hafta boyunca. Oysa profesyonel sözleşmesi olan bir teknik adamın asıl işi, doğru kadro, doğru oyun planı, doğru değişiklikler ve tıkanan oyuna doğru müdahaleler yapabilmekti.

TAKINTILI TAVIR!

Testi kırıldıktan sonra herkes her şeyi söyler de, testi kırılmadan önce bardağın boş tarafını ısrarla söyleyenleri hedefe koymak yerine dikkate almak gerekirdi. İş işten geçti. Tek plandan başka bildiği bir şey olmayan, takıntılı, oyuna müdahalesi başarısız, kadro ve forma adaletini zedeleyen bir teknik adam performansı ile birlikte; turnuvaya beden olarak gelip, ciddiyet ve zihin olarak gelemeyen fazlaca oyuncu sayımızla, bu turnuvaya veda ettik. Sorunu; 10 bin kilometre öteden yapılan eleştirilere bağlamak yerine, yaptığı yanlışları kabul edip, hamaset cümleleri kurmak yerine günümüz futbolunun gereksinimlerini yerine getiren, fikrisabit olmayan bir teknik ekiple yola devam etmek elzemdir! Ders almayan teknik adamdan olmaz! Montella'dan olmaz...