Latin Amerika'da yeni bir jeopolitik depremin ipuçları ve Küba'nın belirsiz geleceği…

Erdal Şimşek
09.01.2026
14

ABD'nin yeni hedefi Küba

Dünyanın gözleri önünde yaşanan o dramatik geceyi hayal edin: Caracas'ın karanlık gökyüzünde helikopterlerin uğultusu yankılanıyor, patlamalar şehri sarsıyor ve bir ülkenin lideri, Nicolas Maduro, gizli sığınağından çıkarılarak ABD özel kuvvetleri tarafından esir alınıyor. Bu olay, sadece bir tutuklama operasyonu değil; yıllardır süren ambargo savaşlarının, ekonomik baskıların ve jeopolitik çekişmelerin zirve noktasıdır. Maduro, Venezuela'nın tartışmalı ama dirençli bir lideri olarak biliniyor. Başarısız bir lider olarak nitelendirilse de son yıllarda ülkesini yavaş yavaş kalkındırmaya başlamıştı. ABD'nin acımasız ambargoları altında ülke adeta ölüme terk edilmişken, Maduro pes etmedi; petrol üretimini artırmaya, iç üretimi teşvik etmeye, tarım reformları yapmaya ve uluslararası müttefiklerle bağları güçlendirmeye odaklandı. Bu çabalar, Venezuela'yı yeniden ayağa kaldırmak için atılan adımlardı.

Örneğin, son yıllarda petrol ihracatı çeşitlendirildi, Çin ve Rusya ile enerji anlaşmaları imzalandı ve hatta yerel gıda üretiminde artış sağlandı. Ancak bu direniş, Washington'ın gözünde bir tehdit olarak algılandı ve sonuçta bu operasyonla kırıldı.

Peki, bu fırtına sadece Venezuela ile mi sınırlı kalacak Yoksa müttefiki Küba'yı da mı yutacak Petrol bağımlısı ada ülkesi Küba, şimdi tam bir karanlığa mı gömülecek Sokaklarında yükselen protestolar, elektrik kesintileri ve öfke dolu kalabalıklar... Bu olaylar, heyecan verici bir soru doğuruyor: ABD'nin emperyalist vizyonu, Latin Amerika'dan başlayarak tüm dünyayı vassal devletçikler düzenine mi sürükleyecek Maduro'nun esir alınması, sadece bir liderin sonu değil; küresel güç dengelerinin, ittifakların ve direnişlerin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası. Gelin, bu karmaşık hikâyenin katmanlarını birlikte açalım, çünkü bu olaylar sadece bugünü değil, yarını da şekillendirecek.

OPERASYONUN PERDE ARKASI: "ABSOLUTE RESOLVE" VE MADURO'NUN SON ANLARI

Maduro'nun esir alındığı gün, Çinli yetkililerle (Xi Jinping'in özel elçisi dahil) görüşmesi devam ediyordu – bu, son bir diplomatik çabaydı, ama yetersiz kaldı. Tüm bunlar, Maduro'nun son yıllardaki kalkınma girişimlerini boşa çıkardı: Ambargolara rağmen petrol üretimini günlük 1 milyon varile yaklaştırmaya çalışmıştı, yerel sanayiyi teşvik etmiş, Çin'le madencilik anlaşmaları imzalamıştı. Bu çabalar, ülkeyi ölüme terk eden yaptırımlara karşı bir direniş örneğiydi, ama ABD'nin askeri üstünlüğü karşısında eridi.

Küba'nın Venezuela'daki varlığı, bu hikâyenin en kritik unsurlarından biri. Tahmini rakamlara göre 5.000 ila 15.000 arasında Kübalı personel, Venezuela'da istihbarat, karşı istihbarat, güvenlik operasyonları ve tıbbi hizmetlerde aktif rol oynuyordu. Bu personel, Venezuela ordusunu eğitiyor, muhalif hareketleri bastırmada yardımcı oluyor ve rejimin ayakta kalmasını sağlıyordu. Karşılığında ise Venezuela, Küba'ya petrol sağlıyordu – bu, Hugo Chavez döneminden kalan bir "petrol karşılığı doktor" anlaşmasıydı. Maduro'nun son yıllardaki kalkınma çabaları, bu ittifaka dolaylı destek veriyordu: Petrol akışı azalsa da devam ediyor, Küba'nın enerji ihtiyacını karşılıyordu.

PETROL KRİZİNİN ÇARPICI BOYUTLARI: KÜBA KARANLIĞA GÖMÜLÜRKEN NELER OLACAK

Küba'nın enerji krizi, yıllardır süren bir sorun ama Maduro'nun esir alınmasıyla zirve yapacak. Meksika, son yıllarda ikincil tedarikçi rolü üstlendi: 2023-2024'te günlük 20.000 varil sağladı, 2025'te Mayıs-Ağustos arasında 3 milyar dolarlık sübvansiyonlu yakıt gönderdi – bir ayda 300.000 varil zirve yaptı. Ancak Meksika'nın kendi üretim sorunları (yaşlanan kuyular, bakım gecikmeleri) yüzünden sevkiyatlar %73 düştü. Aralık 2025'te acil 80.000 varil yollandı, ama bu geçici. Meksika ham petrolü varil başına 54.90 dolardan satılıyor – Küba için pahalı, ama alternatifsiz. ABD ambargoyu genişletirse, Meksika da durabilir. Sonuç Şiddetli elektrik kesintileri: Günde 12-18 saat karanlık, sanayi durması, tarım etkilenmesi.

Maduro'nun Venezuela'da ambargolara karşı yaptığı gibi – yerel enerji alternatifleri geliştirme – Küba da güneş ve rüzgar enerjisine yöneliyor, ama yetersiz. Bu kriz, rejimin temelini sarsacak; halkın öfkesi artacak.

PROTESTOLARIN YÜKSELEN DALGASI: KÜBA SOKAKLARI KAYNAMAYA HAZIR

Küba'da protestolar yeni değil. Temmuz 2021'deki anti-komünist dalgadan beri, öfke birikiyor. 2025'te rekor kırıldı: Kasım ayı en yüksek protesto sayısıydı. Nedenler Temel mal kıtlığı, sivrisinek kaynaklı hastalık salgınları (deng humması gibi), muhaliflere uygulanan şiddet, internet kısıtlamaları. Maduro'nun esir alınması, bu öfkeyi tetikleyebilir – Venezuela'daki gibi rejim değişikliği dalgası Küba'ya sıçrayabilir. Bölge genelinde muhafazakâr, ABD yanlısı hükümetler (Arjantin gibi) yükselirken, Küba izole kalıyor. Díaz-Canel'in "komünist birlik" çağrıları, halkı ikna etmeyebilir. Maduro'nun son çabaları gibi, Küba da direnecek mi Doğrusunu isterseniz heyecan verici bir soru,

RUSYA VE ÇİN'İN İKİRCİKLİ VE PISIRIK TAVIRLARI: MÜTTEFİK SATIŞININ UTANÇ VERİCİ ÖRNEKLERİ

Maduro'nun esir alınmasında en çarpıcı olan, sözde müttefikler Rusya ve Çin'in tavrı. Bu iki güç, ikircikli ve pısırık bir duruş sergiledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı "silahlı saldırı" diye kınadı, Çin "egemenlik ihlali" dedi – ama somut eylem Hiç. Çinli heyet Maduro'yu ziyaret etti, ama kurtaramadı. Rusya, hava savunma sistemlerini sattı ama bakım ve destek vermediği için işe yaramadı. Bu pısırıklık, yeni değil; İran-İsrail savaşında da aynıydı. İran saldırıya uğradığında, Rusya ve Çin "lütfen" diplomatik destek verdi. O da ikircikli bir destek. İran'ı sattılar.

Rusya, kendi Ukrayna savaşında batağa saplanmışken, Çin Tayvan geriliminde temkinli. Maduro olayında BM toplantısı istediler, ama ABD vetosuna karşı duramadılar. Bu ikircikli tutum, anti-emperyalist blokun zayıflığını gösteriyor: Sözde dayanışma lafta kalıyor, eylemde pısırıklık hâkim. Dünya dağıldıkça, bu güçler kendi çıkarlarını koruyor, müttefikleri feda ediyor.

ABD'NİN EMPERYALİST VİZYONU: SÖMÜRGE VE VASSAL DEVLETLER DÜZENİNE GEÇİŞ VE KANLI HIRSLAR

Büyük resimde, ABD, emperyalizmini bir üst seviyeye taşıyor: Artık sadece etki alanları değil, köle ve vassal devletler düzeni kurmak istiyor. Trump yönetimi altında bu politika hız kazandı – Maduro'nun esir alınması, bunun somut örneği. ABD, bu uğurda çok kan akıtmaya hazır; Latin Amerika'da olduğu gibi, askeri müdahaleleri, ambargoları ve gizli operasyonları meşrulaştırıyor. Trump, Venezuela'yı "geçici olarak yöneteceğini" açıkladı – petrol rezervlerini sömürmek için. Bu gidişle Trump başarılı olur, çünkü dünya tam anlamıyla dağıldı. Güçlü hiçbir ittifak yok; var olanlar (NATO, AB) üyelerin gizli ajandalarından dolayı etkisiz. Rusya Ukrayna'da, Çin Asya-Pasifik'te meşgul. Trump ve onu etkisi altına alan Siyonist güçler, bu projeyi