CHP, atomu podyumda parçaladı

Efendim, memleketin ahvalini zaten biliyorsunuz. Dünya resmen mabadına bir kilo nişadır sürülmüş rahvan at gibi üçüncü dünya savaşına doğru dörtnala koşuyor. Putin bir tarafta, Netanyahu diğer tarafta, İran uranyum santrifüjlerini gece gündüz döndürüyor, Çin Tayvan'ın etrafında uçak gemileriyle fır dönüyor. Ekonomiler çöküyor, enflasyon canavar gibi kuduruyor, millet market rafına bakarken "Allah'ım bir daha zam gelmesin" diye yalvarıyor. Normal ülkelerde muhalefet böyle bir kaosta alternatif politika üretir, vizyon sunar, "biz gelince şöyle yaparız" der.

Peki bizim aslan sosyal demokrat ana muhalefet ne yapıyor Tuğba Özay'la nükleer zirve. Vallahi billahi, şaka değil. Silivri'nin ebedi mukimi Ekrem İmamoğlu'nun Taşra Müdürü Özgür Özel, oturmuş memleketin nükleer geleceğini kiminle konuşuyor dersiniz Tuğba Özay ile! Evet, o Tuğba Özay. Podyumların, magazin bültenlerinin, "sevgili" tartışmalarının, "ışıltılı elbise" polemiklerinin vazgeçilmez ismi. Meğer hanımefendi yıllardır Los Alamos'ta atomu parçalıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Robert Oppenheimer'ın melankolik ruhu gitti, yerine podyumda salınan, "estetik nükleer doktrin" geliştiren Mannequinheimer geldi.

AŞK MEKÂNİĞİ VE FİZİĞİN STANDART MODELİ

Geliniz efendim, bu "bilimsel zirve"nin derinlerine inelim. Tuğba Hanım'ın o fırtınalı magazin geçmişini, kuantum mekaniği ve termodinamik yasalarıyla harmanlayalım. Çünkü Özgür Efendi'nin "bilgi aldığı" bu tecrübe, podyumdaki sürtünme katsayısı ile nükleer füzyon arasında muazzam bir bağ kuruyor.

Tuğba Hanım'ın bir dönem cezaevi yollarını boylamasına sebep olan meşhur "çete-aşk" denklemi, fizikteki Güçlü Nükleer Kuvvet'in (Strong Force) en çarpıcı tezahürüdür. Proton ve nötronları bir arada tutan o muazzam enerji, Tuğba Hanım'da "aşk ve aidiyet" enerjisine dönüşmüş. Ne var ki bu enerji kontrolsüz kalınca klasik bir "meltdown" yaşanmış ve sistem Paşakapısı Cezaevi'nde soğumaya bırakılmıştır. Tam bir nükleer reaktör kazası örneği.

Peki ya o her hafta magazin sayfalarında patlayan yeni sevgililer İşte bu da fiziğin en acımasız yasası: Entropi. Evrende düzensizlik sürekli artar. Bir hafta "kuantum dolanıklık" yaşadığı jön, ertesi hafta "kara delik" etkisiyle magazin sayfalarından yutulup gider. Özgür Özel herhalde ana muhalefetin her hafta başka bir polemiğe savrulmasını, Tuğba Hanım'ın aşk hayatındaki bu termodinamik kaosla özdeşleştirmiştir. "Biz de böyleyiz" demiştir içinden, "entropimiz yüksek, düzensizliğimiz boldur."

BÜROKRASİ "HE" DER, AKIL "LEL" DER!

Bakınız efendiler, bu memlekette bazen bürokrasi öyle yeşil ışık yakıyor ki, Emmanuel Macron bile Ermenistan'dan kalkıp karayoluyla Türkiye'ye girmeyi planlıyor. 30 yıldır kapalı sınırı "sembolik" açacağız diye tiyatro hazırlığı yapıyor. Bereket versin ki kategorik ret mekanizması devreye giriyor da o tuhaf gösteri sınırda kalıyor. Ama Özgür Efendi'nin tiyatrosunda perde asla kapanmıyor. Her gün yeni bir "bilimsel" fecaat sergileniyor.

Şimdi o meşhur "nükleer zirve"yi hayal edelim... Özgür Özel, elinde not defteri, kaşları çatık, son derece ciddi:

— "Sayın Özay, uranyum zenginleştirme konusunda partimizin duruşu ne olmalı"

Tuğba Özay, saçını arkaya savurup o meşhur gülümsemesiyle:

— "Ay şekerim uranyum bu sezon çok demode! Plütonyum ve neon parıltısı çok daha moda. Hem radyasyon cildi kurutuyor, mutlaka nemlendiricili, hyalüronik asitli, anti-aging füze kalkanı yapmalıyız. Patlama sonrası için de matlaştırıcı pudra ve setting spray şart. Işık da soft olsun ki halk travma yaşamasın."

Özgür Özel not alıyor: "Nemlendiricili kalkan... neon başlık... matlaştırıcı pudra..." Toplantı bitince de yanak yanağa selfie çekip story atmışlardır: "Bilim için bir adım daha #NükleerZirve #EstetikDoktrin"

GERÇEK DEHA: JULIUS ROBERT OPPENHEIMER'IN TRAJEDİSİ

Gelelim asıl konuya, yani o zavallı Oppenheimer'a. 1904 New York doğumlu, Harvard'ı bitirip Göttinge üniversitesinin tozunu yutmuş, kuantum mekaniğinden moleküler dalga fonksiyonlarına, kara deliklere kadar her deliğe girmiş bir dahi. 1942'de Manhattan Projesi'