Özgür Özel ve 90 milletvekilinin CHP'den istifa ederek Yeni Parti'nin kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı'na sunmasıyla, Meclis'teki denge bir günde değişmiş oldu. CHP'nin sandalye sayısı 135'ten 44'e indi, kurulalı günler olmuş bir parti ana muhalefet konumuna yerleşti. Türkiye parlamento tarihinde bu ölçekte bir toplu geçişin benzeri azdır. Ama tarihin gösterdiği bir şey varsa, o da sandalye sayısının bir ayrılık hareketinin kaderini tek başına tayin edemediğidir.
Türkiye siyasetinde bir partiden koparak yeni parti kurmak yeni bir olgu değil. Yeni olan, kopanların "asıl gövde biziz" iddiasında olmaları ve bunu mutlak butlan kararı sonrası yaşanan parti içinde yaşanan gelişmelerle temellendirmeleridir.
İKİ TİP AYRILIKTürkiye'de bir partiden ayrılarak kurulan partileri kabaca ikiye ayırmak mümkün. Bunları tabanı devralanlar ve kadrodan kopanlar olarak tanımlanabilir.
Devralmalar nadirdir ama siyasetin rotasını değiştirir. 1946'da Dörtlü Takrir'in ardından CHP'den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti 45-60 dönemine damga vurmuştur. 2001'de Fazilet Partisi'nin yenilikçi kanadının kurduğu AK Parti hem FP'nin hem de merkez sağın seçmen tabanını büyük ölçüde devraldı ve kuruluşundan on dört ay sonra tek başına iktidar oldu. Her iki örnekte de kopan kadro, içinden çıktığı partinin taban seçmenini ve taşra teşkilatını da yanında götürmüştür. Geriye kalan, merkez kadrosu olan ama taşrasını da tabanını büyük ölçüde yitirmiş bir kabuk olarak kalmıştır.
Kopuşlar ise yaygındır. CHP'nin kendi tarihi bunun adeta bir müzesi gibidir. 1967'de Turhan Feyzioğlu önderliğinde kurulan Güven Partisi 1969'da Meclis'e girmeyi başarmış, 1973'te Kemal Satır'ın Cumhuriyetçi Partisi ile birleşerek Cumhuriyetçi Güven Partisi'ne dönüşmüştür. Bu yeni parti koalisyonlarda bakanlıklar almış, ancak 1980'e gelindiğinde seçmen desteği erimiştir. Satır'ın 1972'de kurduğu Cumhuriyetçi Parti bağımsız bir oluşum olarak ancak altı ay yaşayabilmiştir.
Daha yakın örnekler de aynı seyri işaret etmektedir. AK Parti'den ayrılan kadroların kurduğu DEVA ve Gelecek Partileri, kuruluş sürecindeki iddialarının oldukça altında kalmıştır. Tüm bu partilerin ortak özelliği, tanınmış isimlere sahip olmaları ama seçmenin parti ile olan duygusal bağını yeni partiye taşıyamamalarıdır.
Bu iki tipi ayrılışı farklı kılan değişkenler; teşkilatın kime gittiği, taban desteğinin kimde kaldığı ve seçim takviminin ne kadar yakın olduğudur.
Bu açıdan Yeni Parti'yi bu üç başlıkta ele alarak değerlendirilebilir.
BİRİNCİSİ: TEŞKİLAT VE KAYNAKYeni Parti, kuruluşuna 91 milletvekiliyle başladı. İl başkanlıkları düzeyinde de ciddi bir kopuş yaşandı. Ancak asıl kritik alan yerel yönetimler ve orada tablo karışık. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek gibi isimler Yeni Parti'de yer alacağını açıkladı. Buna karşılık Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar CHP'de kalacağını, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise bağımsız devam edeceğini duyurdu. Mansur Yavaş, Özel'i tebrik etmekle yetinip henüz bir geçiş kararı açıklamadı.
Türkiye'de siyasi partiler için belediyeler önemli bir görünürlük altyapısıdır. Belediyelerin bir kısmının CHP'de, bir kısmının bağımsız, küçük bir kısmının Yeni Parti'de kalması, muhalefetin en değerli görünüm alanını üçe bölmektedir. Buna hukuki eşik de eklenebilir. Siyasi Partiler Kanunu'nun 36. maddesine göre bir partinin genel seçime girebilmesi için en az 41 ilde teşkilatlanmış ve seçimden en az altı ay önce büyük kongresini yapmış olması gerekiyor. Yani Yeni Parti için asıl sınav sandık değil, takvim. Parti, örgütlenmesini ve kongre sürecini olası bir seçim sürecine girilmesinden önce tamamlamalı. Bu süreçte yerel yönetimlerin lojistik desteklerine olan ihtiyacı da vurgulamak gerekebilir.
İKİNCİSİ: MEŞRUİYET ANLATISIYeni Parti'yi geçmiş örneklerden gerçekten ayıran nokta burası. Klasik ayrılıklarda kopan taraf, seçmenin gözünde partiyi bölen konumundaydı. Ana partinin markası ve temel iddiası el değiştirmiyordu. Bu kez "mutlak butlan" kararı dolayısıyla Özgür Özel ve ekibi kendisini partiden ayrılan değil, kendi partisinden ayrılmak zorunda kalan mağdur taraf olarak konumlandırıyor.
Bu, güçlü ama aynı zamanda uzun vadede etkisi tartışmalı bir anlatı. Güçlü, çünkü muhalefet seçmeninin önemli bir bölümü süreci bu anlatıyla okuyor. Tartışmalı, çünkü meşruiyeti mağduriyete dayandıran hareketlerin ömrü, genellikle mağduriyetin kamuoyu gündemindeki ömrüyle sınırlıdır. Bir yıl sonra bu partiye oy verecek seçmen, bu anlatıyı değil, partinin siyaseten ne söylediğini, ne vaad ettiğini tartıyor olacak.

8