CHP'nin Erken Seçim Çıkmazı ve Yeni "367" Hevesi
CHP'nin ara seçim talebi anayasal zorunluluk mu yoksa İmamoğlu'na dokunulmazlık kazandırmak için tasarlanmış bir kriz mühendisliği mi?
Yazarın temel iddiası, CHP'nin erken ve ara seçim çağrılarının hukuki dayanağı olmayan anti-demokratik bir harekettir. Bunu öne sürmesinin nedeni, seçim hukuku açık olduğu halde yapılan çağrıların millet iradesine saygısızlık olduğuna inanmasıdır. Yazının kilit argümanı ise ara seçimin anayasaya göre ancak boşalan koltuklar %5'i (30 milletvekili) bulduğunda zorunlu olmasına karşın sadece 8 koltuk boş olduğu için CHP'nin bu süreci hukuku araçsallaştırarak siyasi çıkarlarına hizmet ettiğidir. Ancak, seçenlerin anlık tercihlerini yeniden ifade etme hakkı konusunda toplumsal talep gerçekten var mı yoksa bu sadece muhalefet stratejisinin bir başarısızlığı mı?
Politik gündemimiz son günlerde CHP'nin başını çektiği yeni bir tartışma sarmalının içine çekilmek isteniyor. Seçimlerin üzerinden geçen yaklaşık üç yıllık sürenin ardından, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in dozu giderek artan erken seçim ve özellikle anayasal bir kılıfa sokulmaya çalışılan ara seçim çağrıları, siyasetin doğal akışını suni bir krizle kesintiye uğratma çabası olarak öne çıkıyor. Başlangıçta isabetsiz bir "Geçim yoksa seçim var" sloganıyla yola çıkan CHP, bugün gelinen noktada toplumsal bir dip dalgası yaratamadığını fark etmiş olacak ki, tıpkı 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaptığı gibi rotasını anayasanın ve yasaların lafzını eğip bükerek yeni bir siyasi mühendislik oyununa çevirmiş bulunuyor.
Gündemdeki Siyasi Gelişmeler ve CHP'nin Sandık Israrı
Son günlerde CHP yönetimi, stratejisini tek bir hedefe kilitlemiş durumda: İktidarı bir şekilde sandığa gitmeye mecbur bırakmak. Özgür Özel'in hemen her grup toplantısında ve katıldığı her yayında dile getirdiği erken seçim talebi, iktidar kanadından "Gündemimizde seçim yok, 2028'e kadar görevimizin başındayız" şeklinde net bir yanıtla karşılaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cumhur İttifakı, demokrasinin bir gereği olarak halkın 2023 yılında verdiği beş yıllık yetkinin altını çizerek suni gündemlerle vaktin israf edilmeyeceğini vurguladılar.
Erken genel seçim kapısının meclis aritmetiği gereği kapalı olduğunu muhtemelen sonradan fark eden CHP aklı, bu kez yönünü ara seçim tartışmalarına çevirdi. Mayıs 2023 seçimlerinin üzerinden 30 ayın geçmiş olmasını fırsat bilen Özel ve kurmayları, meclisteki vefat, istifa veya belediye başkanlığına geçiş gibi nedenlerle boşalan az sayıdaki milletvekilliği koltuğunu işaret ederek, ara seçimin anayasal bir zorunluluk olduğu ve iktidarın seçimden kaçtığı şeklinde asılsız ve kutuplaştırıcı bir söylem geliştirdi. Bu söylem, siyasi eleştirinin ötesinde devletin anayasal kurumlarını hukuk dışılıkla itham eden bir boyuta ulaştı. Ancak hukuki gerçekler ve siyasi pratik, CHP'nin yarattığı bu illüzyonun ipliğini pazara çıkaracak kadar nettir.
Yeni Bir 367 Krizi Denemesi
2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sabih Kanadoğlu'nun ortaya attığı ve Türk siyasi tarihine bir hukuk garabeti olarak geçen 367 toplantı yeter sayısı krizi, vesayet odaklarının anayasayı kendi çıkarları doğrultusunda nasıl yorumladığının en acı örneğiydi. Bugün CHP'nin ara seçim meselesi üzerinden yürütmeye çalıştığı strateji, ruhu ve mantığı itibarıyla yeni bir 367 krizi tasarlama girişimi olarak okunmalıdır.
Meselenin hukuki temelini Anayasa'nın 78. maddesi ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 7. maddesi oluşturur. İlgili mevzuat son derece açıktır:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir. Ara seçim, her seçim döneminde bir defa yapılır ve genel seçimden 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir." (Ayrıca bir ilin veya seçim çevresinin mecliste hiç üyesi kalmaması durumu da istisnadır.)
Şimdi bu açık metni günümüz gerçekliğine uygulayalım. Her şeyden önce Anayasa ve Kanun, 30 ay geçmeden ara seçim yapılamayacağını söyleyerek bir "yasak süresi" koyar; ancak seçimi zorunlu kılan şart, meclisteki boşalmaların yüzde beşi (yani 30 milletvekilini) bulmasıdır. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki boşalan koltuk sayısı otuzun çok uzağında, yalnızca sekizdir. Herhangi bir ilin ya da seçim çevresinin mecliste temsilcisiz kalması gibi bir durum da söz konusu değildir. Hal böyleyken, CHP'nin 30 aylık sürenin dolmasını bir zorunluluk gibi sunması, meclis iradesini yok sayarak tıpkı 367 krizinde olduğu gibi hukuku siyasi şantaj aracına dönüştürme çabasıdır. Kendi siyasi çıkmazını aşmak için anayasal kurumları baskı altına almak, hukukun üstünlüğünü değil, ancak üstünlerin kendi hukukunu yaratma hevesini temsil eder. Üstelik bu kurgu, aklıselim kamuoyunun gerçekleri net bir şekilde ortaya koymasıyla daha baştan çökmüş, başarısız bir kriz mühendisliği olarak izlenmektedir.
Asıl Hedef, İmamoğlu'na Ara Seçimle Dokunulmazlık Zırhı Sağlamak mı
Eğer ortada hukuki bir zorunluluk yoksa, CHP neden ülke gündemini bu kadar agresif bir şekilde ara seçimle meşgul etmektedir Bu sorunun cevabı, partinin iç dengelerinde ve İmamoğlu'nun siyasi geleceğine dair duyulan endişede aranabilir. Ara seçim zorlamasının asıl amacı halkın iradesini meclise tam yansıtma gayreti değil, yargı süreci devam eden İmamoğlu'na meclis üyeliği yoluyla yasama dokunulmazlığı kazandırmak gibi görünüyor. Bilindiği üzere, devam eden davadan çıkabilecek olası bir siyasi yasak kararı, İmamoğlu'nun siyasi geleceği için büyük bir risk oluşturmaktadır. Anlaşılan o ki CHP'nin gizli ajandası şöyle kurgulanmış: Suni bir gündemle ara seçim kararı aldırılır. Seçim takvimi netleştiğinde, CHP'nin kalesi olarak görülen güvenli bir seçim çevresinden bir veya birkaç milletvekili istifa ettirilir. Boşalan bu koltuklar için o bölgede seçime gidilir ve Ekrem İmamoğlu apar topar milletvekili adayı yapılarak meclise sokulur. Anayasa'nın 83. maddesi gereğince milletvekili seçilen kişi yasama dokunulmazlığı kazanacağı için, İmamoğlu hakkındaki yargısal süreçler sekteye uğrar.
Bu tablo, hukukun ve demokratik kurumların şahsi kariyer planlamalarına nasıl alet edilmek istendiğinin bir kanıtıdır. Kendi seçmenine "Bizim vekilimiz istifa etsin, siz yerine İmamoğlu'nu seçin ki ona dokunulmazlık kazandıralım" demek, o seçmenin siyasi iradesine saygısızlık olduğu gibi, hukukun etrafından dolanmak için tasarlanmış bir hülle operasyonudur da.

2