AK Parti'nin Çeyrek Asrı

Türk siyasal hayatında hiçbir parti, kuruluşunun yirmi beşinci yılını kesintisiz iktidarda karşılamamıştır. AK Parti bugün bunu yapıyor. Üstelik söz konusu olan, kuruluşunun üzerinden yalnızca on beş ay geçmişken tek başına iktidara gelen, kuruluşunun ilk aylarında genel başkanının milletvekili olması engellenen, altı yıl sonra kapatılma istemiyle yargılanan bir partidir.

AK Parti'nin çeyrek asrı, Türkiye'nin vesayet parantezinin kapanma hikâyesidir. Bu yirmi beş yılda siyasetin söylemi, meşruiyet kaynakları ve siyaset yapma biçimi köklü biçimde değişti. Seçilmiş siyaset, kendisine tanınan dar alandan çıkarak devletin yönünü belirleyen aslî aktör hâline geldi. Sandığın hükmü güçlendi, seçilmişlerin iradesi üzerindeki vesayetçi müdahale kanalları teker teker yenilgiye uğratıldı.

Vesayetle örtük mücadeleden açık hesaplaşmaya

AK Parti iktidarının yaklaşık ilk on beş yılı, vesayetle mücadelenin klasik dönemidir. 2002-2007 arasında AK Parti, vesayet kurumlarıyla doğrudan karşı karşıya gelmek yerine siyaset alanını genişletmeyi tercih etti. Milli Güvenlik Kurulu'nun yapısının değiştirilmesi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kapatılması, askerî harcamaların denetime açılması, YÖK ve RTÜK'teki asker üyeliklerin kaldırılması... Bunların hepsi AB üyelik kriterlerinin teknik gerekleri olmasının yanında, esasen vesayetin geriletilmesiydi. Aynı yıllarda sağlanan ekonomik istikrar ve büyüme de bu sürece toplumsal zemin sağladı.

Vesayetle mücadele 2007'de vesayet kurumlarının açık meydan okumasıyla sona erdi. Anayasa Mahkemesi'nin bir hukuk garabeti olarak aldığı 367 kararı, 27 Nisan e-muhtırası ve bir yıl sonra açılan kapatma davası, seçilmiş iktidarı kurumsal veto mekanizmalarıyla bloke etme girişimleriydi. Hükümetin e-muhtırayı ertesi gün açıkça reddetmesi, Cumhuriyet tarihinde bir ilkti. Vesayet odaklarının siyaset üzerindeki caydırıcılığının kırıldığı önemli bir dönüm noktasıydı. Bundan sonraki on yıl boyunca, bilfiil 15 Temmuz hain darbe girişiminin püskürtülmesine kadar olan süreç, açık ve örtük her türlü vesayet odağıyla, dış müdahale girişimleriyle ve terörle etkin mücadele dönemiydi.

AK Parti, milletten aldığı yetki ve destekle bu mücadeleyi verirken, aynı zamanda da izlediği eser ve hizmet siyasetiyle sağlıkta, ulaşımda, enerjide yirmi beş yılda asırlık yatırımları gerçekleştirmeyi başardı. Zaten AK Parti'yi Türk siyasi hayatında müstesna kılan en önemli şeylerden birisi bu hizmet siyaseti olmuştur. Güçlü bir halk desteğini arkasına almış her siyasi hareket böyle bir atılımı yapabilecek potansiyele zaten sahiptir. Önemli olan, bunu içeride ve dışarıda yuvalanmış her türlü vesayet odağına, dış baskılara, bölgesindeki çatışma ve savaş koşullarına karşı bir mücadele içindeyken başarabilmektir. AK Parti, bunu başararak Türk siyasi tarihinde müstesna bir yer edinmiştir.

Tüm bu kazanımların ve devasa yatırımların bir sonucu ve uzun vadeli getirisi olarak bugün Türkiye yerli ve millî imkânlarla ürettiğimiz insansız hava araçlarından millî muharip uçak KAAN'a, savaş gemilerinden hava savunma sistemlerine kadar savunma sanayiinde kendi kapasitesini inşa eden, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığını her gün daha da azaltan ve bölgesel güç ve küresel aktör olma iddiasını somut kabiliyetlerle güçlendiren bir ülke konumuna gelmiştir.

AK Parti'nin rakibi kendi geçmiş başarılarıdır

Öte yandan, yirmi beş yıl iktidarda kalmanın en zor tarafı, muhalefetle değil kendi rekorlarınızla yarışmak zorunda kalmanızdır. Zira seçmen, bir siyasi iktidarı performansına göre değil, o performansın yarattığı beklentiye göre değerlendirir. Bu sebeple, dün mucize veya olağanüstü başarı olarak görülen devasa icraatlar, zamanla toplumsal hafızada kanıksanır ve sıradanlaşır. Tüm bu atılımlar, artık bir tavan değil, toplum nazarında yeni bir taban kabul edilir. Artık, iktidarın çıtayı her seferinde daha yukarı koyması, seçmenin ise bu yüksek standartları "zaten olması gereken" olarak algılaması durumu söz konusudur. Bu sebeple, bugün, AK Parti'nin kuruluşunun yirmi beşinci yılında sorulması gereken soru, "bundan sonrası nasıl olacak" sorusudur. Dolayısıyla AK Parti'nin önümüzdeki süreçteki dinamizmi, kendi başarısını tekrarlamasından ziyade, değişen küresel ve bölgesel dinamiklere; değişen demografik yapıya ve toplumsal beklentilere uygun