Aslan gibi 45 dakika yetti

Şampiyonlar Ligi kolay bir arena değil. Sinekten yağ çıkartacaksın. Galatasaray da öyle yaptı. Ön alan baskısından Osimhen'in olağanüstü gayreti ile yakalanan fırsatı Sara'nın harika bir vuruşla gole çevirmesi iyi bir başlangıçtı.

Ancak ne yazık ki Galatasaray bu iyi başlangıcın kıymetini bilmedi. Oyun başlar başlamaz evlere şenlik bir gol yediler. Şampiyonlar Ligi'nde bu kadar ucuz savunma hataları yapmayacaksın.

Maçın özellikle ilk yarısında Galatasaray'ın zihinsel olarak dağınık, koordinasyon olarak da beceriksiz olduğunu söylemeliyiz.

Sara dışında aklı başında iş yapan oyuncu yok gibiydi. Yunus Akgün göbekte yapması gerekenden çok yapmaması gerekenleri yaptı. Gereksiz şutlar, yanlış pas tercihleri Osimhen'i bile isyan ettirdi.

Okan Buruk'un, Yunus'u ikinci yarıya çıkartmayacağını düşünüyordum. Çünkü elinde bu bölgede daha doğru işler yapabilecek seçenekler mevcuttu.

Özellikle Sane çabukluğuyla ve tecrübesiyle doğru işleri yapmak için daha doğru seçim gibi duruyordu. Ama Okan Hoca Yunus'un kontrada topu Osimhen'e atmak yerine rakip savunma oyuncularına attığı 69'uncu dakikaya kadar sabretti.

Noa Lang çok çalıştı, her yere koştu ama ilk yarıda o da takım arkadaşlarının doğru koşular yapmaması nedeniyle hücumda etkisiz kaldı. Yine de ikinci golde şans, gayretini ödüllendirdi ve top onun önüne düştü.

Barış Alper'e de burada bir paragraf açmak lazım. İlk yarıda ne yaptığı belli değildi. Rakip savunmanın sertliği karşısında yılgın davrandı. Ama ikinci yarıda Barış Alper, Barış Alper olduğunu hatırladı. Sertlikse sertlik, inatsa inat diyerek müthiş bir direnç koydu. Onun bu inadı da Juventus'un 67'de 10 kişi kalmasını sağladı.