Şampiyonluk Kadar Önemli

Fenerbahçe camiasında 12 senedir şampiyon olamamak herkesin ilk konsantre olduğu ve değiştirmeye çalıştığı seri olsa da 18 senedir Şampiyonlar Ligi'ne gidememek en az onun kadar değişmesi ve konsantre olunması gereken bir seriydi. Şampiyonluk bir yana bu seriyi de bitirmenin hedef olduğunu Fenerbahçe yöneticilerinin ağzından az duyardık, aklında olduğunu hissetmezdik bile bazen. Aziz Yıldırım geldiği günden bu yana, elbette ilk önceliğin şampiyonluk olduğunu hissettirse de elemelerin erken başlayacağını ve takımın hazırlanıp Şampiyonlar Ligi'ne gitmesi gerektiğini hep vurguladı, hep hissettirdi. Dün Fenerbahçe için ortalamada 15 yıldır devam eden "başarısızlık" bulutunun yarısı bertaraf edildi. Mental olarak bunun ne kadar önemli olduğunu Fenerbahçe camiası sezon içerisinde anlayacaktır. Elbette Şampiyonlar Ligi demek çok zorlu maçlar, deplasmanlar demek. Geçen sene son 16'ya kalabilen takımların liglerinde neler yaşadığına bakmak yeterli. Hem ligi hem de Avrupa'ya götürmek zor iş olsa da futbolcuların motivasyonu, havası da bir başka oluyor bunu da kabul etmek lazım. Fenerbahçe dün elenseydi, takımın motivasyonu belki de çok daha erken tükenecekti. Şampiyonlar Ligi'ni bir benzine dönüştürmek lazım, bu da öncelikle olarak teknik direktörün işi. Fenerbahçe'yi tebrik ediyorum, iki takımla Şampiyonlar Ligi oynadığımız seneleri hatırlayan biri olarak, sene içinde, hafta içleri çok keyifli geçeceğini söyleyebilirim, ülkemiz adına da bu gururu yaşattıkları için ayrıca teşekkür ederim.

Gelelim İsmail Kartal'a ve iletişim boyutuna...

İsmail hocam, Fenerbahçe'ye 4.kez gelmişsiniz. Bu camianın bir evladı olduğunuz belli ki yönetimler tarafından, taraftarlar tarafından benimsenmiş durumda. Bir önceki gelişinizde, çok güzel futbol oynatarak Fenerbahçelilere güzel bir sezon yaşatmışsınız. Sonu mutlu bitmese de ağızlarda iyi bir tat bırakmışsınız. Ancak geldiğinizden beri adeta bu tadı yok etmek ve bunun hatırasının üzerine kibirli, egosu yüksek bir İsmail Kartal inşa etmek üzerine çabalıyormuşsunuz gibi geliyor. 18 sene sonra Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne götüren teknik direktörsünüz, maç sonunda oyuncuların size saygı duyduğunu anlatmanıza, ifade etmenize gerek yok. İletişimde her şeyi, sürekli söylemeye başladığınızda anlamını yitirir. Yarın bir gün kötü bir sonuç olduğunda ne diyeceksiniz Gençlerbirliği maçı sonrası gibi oyuncuları eleştirmek dışında bir şey aklınıza gelmeyebilir. Türkiye'nin en büyük camialarından birine hiçbir kupa kazanmadan 4.kez gelmenin "eksikliğini" değil "gururunu" yaşayın ve bir iletişim profesyoneli olarak tavsiyem olabildiğince az açıklama yapın. Önder Özen gibi idari anlamda bir profesyonel olmasa da beşeri anlamdan bir medya ve paydaşlarla iletişim için bir profesyonel de Fenerbahçe için hiç fena olmaz. Çünkü yarın, bugünden daha zor olacak. Zorlu bir Avrupa deplasmanından, belki 3 gün sonra zorlu bir derbi oynayıp, tekrar Kadıköy'de çok zorlu bir Avrupa maçına çıkacaksınız. O günden geldiğinde, işler kötü gittiğinde ne dediğiniz, bugünden çok daha kritik olacaktır.