Bir zamanlar Türkiye'nin NATO içindeki rolü, yalnızca coğrafi konumuyla açıklanırdı. Bugün ise tablo tamamen değişti. Artık Ankara, yalnızca doğu ile batı arasında köprü kuran bir ülke değil; krizlerin çözümünde sözü dinlenen, güvenlik mimarisini şekillendiren ve küresel dengeleri etkileyen bir güç merkezi haline geldi. 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi, işte bu dönüşümün en güçlü göstergelerinden biri olacak.
Son yıllarda yaşanan gelişmelere bakıldığında bunun tesadüf olmadığı açıkça görülüyor. Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Karadeniz güvenliğine, enerji koridorlarından savunma sanayiine kadar hemen her kritik başlıkta Türkiye belirleyici aktörlerden biri oldu. Tahıl Koridoru Anlaşması bunun en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçti. Daha dikkat çekici olan ise Türkiye'nin artık yalnızca kendi değerlendirmeleriyle değil, Batılı liderlerin açıklamalarıyla da yükselen güç olarak tanımlanmasıdır.
ABD Başkanı Donald Trump'ın son dönemde Başkan Erdoğan ile ilgili yaptığı açıklamalar, Türkiye'nin bölgesel etkisinin Washington tarafından da göz ardı edilmediğini gösteriyor. Trump'ın Türkiye'nin stratejik önemine yaptığı vurgu, iki ülke arasındaki zaman zaman yaşanan görüş ayrılıklarının ötesinde Ankara'nın vazgeçilmez konumunun kabul edildiğinin de kanıtı.
Benzer şekilde NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Türkiye'ye ilişkin ifadeleri de dikkat çekici. Rutte, Türkiye'yi NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip, savunma sanayiinde büyük ilerleme kaydeden ve Avrupa güvenliği açısından vazgeçilmez bir müttefik olarak tanımlıyor. Özellikle Türk savunma sanayiinin son yıllarda ulaştığı seviye ve Türkiye'nin ittifak operasyonlarına katkısı, NATO'nun geleceğinde Ankara'nın ağırlığını daha da artırıyor. Aslında bu övgülerin temelinde sadece diplomasi yok.
Türkiye artık kendi savaş gemisini, insansız hava araçlarını, hava savunma sistemlerini, eğitim uçaklarını ve milli muharip uçağını geliştiren sayılı ülkeler arasında yer alıyor. Savunma sanayiinde dışa bağımlılığın önemli ölçüde azaltılması, Türkiye'yi yalnızca askeri açıdan değil, diplomatik açıdan da daha bağımsız hareket edebilen bir ülke konumuna taşıdı.
Enerji hatlarının kesişim noktasında bulunması, Karadeniz'den Orta Doğu'ya uzanan geniş coğrafyada istikrar sağlayıcı rol üstlenmesi ve aynı anda hem Batı hem de bölge ülkeleriyle diyalog kurabilmesi, Ankara'yı benzersiz kılıyor.
Ankara'daki NATO Zirvesi bu nedenle sıradan bir organizasyon olmayacak. Bu zirve, Türkiye'nin yalnızca ev sahipliği yaptığı bir toplantı değil; yeni güvenlik düzeninin konuşulduğu masada ağırlığını hissettirdiği tarihi bir dönüm noktası olma potansiyeli taşıyor.
Geçmişte Türkiye'nin NATO'ya neden ihtiyaç duyduğu tartışılıyordu, günümüzde ise NATO'nun Türkiye'ye neden ihtiyaç duyduğu konuşuluyor.
Uluslararası siyasette güç, yalnızca ekonomik büyüklükle ya da askeri kapasiteyle ölçülmez. Güç; kriz anlarında vazgeçilmez olabilmek, herkesin konuştuğu masada sözü dinlenen ülke haline gelebilmektir. Türkiye artık sözü dinlenen bir ülke.
PARANTEZ
Ekonomi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir servet transferine şahitlik ediyoruz. Baby Boomer kuşağı ve kıdemli girişimciler, önümüzdeki 10 yıl içinde tam 50 trilyon dolarlık dev bir sermayeyi çocuklarına ve torunlarına miras bırakarak sahneden çekilecek.

10