Yazar, Türkiye'nin Avrupa savunma sisteminde bir tercihten zorunluluğa dönüştüğünü, özellikle 2028'de NATO'nun Allied Reaction Force komutasının Ankara'ya geçmesiyle jeopolitik dengelerin yeniden yazılacağını savunuyor. Bu argümanı, Türkiye'nin coğrafi konumu, savunma teknolojisindeki ilerleme ve Orta Koridor gibi lojistik projeleriyle destekliyor. Ancak Türkiye'nin bu konumdaki kazanımlarının Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini geliştirme çabalarını zayıflatamazsa, gerçek güç sahibi kimdir?
Dünya siyaseti bazen bir cümleyle değişim yaşar. Donald Trump'ın "Biz olmazsak NATO kâğıttan kaplan" sözü de tam olarak böyle bir cümleydi. Tartışıldı, eleştirildi, küçümsendi...
Ancak bugün gelinen noktada o söz, bambaşka bir bağlamda yeniden anlam kazanıyor.
Şimdilerde sadece ABD'nin gücü değil, ortaya çıkan boşlukları kimin dolduracağı da tartışılıyor. Görünen o ki o boşluğu Türkiye dolduruyor. Avrupa uzun süredir bir güvenlik paradoksunun içinde sıkışmış durumda.
Bir yandan Rusya tehdidini derinden hissediyor, diğer yandan ABD'ye bağımlılıktan kurtulmanın yollarını arıyor. Kendi savunma mimarisini kurmak istiyor ama bunun için gerekli askeri kapasite, coğrafi avantaj ve operasyonel hız konusunda ciddi eksiklikleri var.
İşte tam bu noktada Türkiye, sadece bir "müttefik" olmaktan çıkıp daha önce defalarca belirttiğim gibi bir "zorunluluk" haline geliyor. Son olarak Amerikan Defense News'te yer alan analizler de bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor: Avrupa için Türkiye artık bir tercih değil, var olmak için bir zorunluluk. Hatta bazı ülkeler için bu durum rahatsız edici bir gerçeğe dönüşmüş durumda.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs gibi aktörler, Türkiye'nin Avrupa savunma sistemine entegrasyonunu bir güvenlik katkısı olarak değil, kendi dengeleme politikalarının çöküşü olarak okuyor. Ama jeopolitik, duygularla değil zorunluluklarla ilerler. Ve zorunluluklar yıllardır bugün için tarihi milli adımlar atan Türkiye'yi merkeze yerleştiriyor.
2028 yılı bu dönüşümün en somut kırılma noktası olacak.
NATO'nun en modern ve en hızlı müdahale gücü olan Allied Reaction Force'un (ARF) komutasının Türkiye'ye devredilmesi, sadece askeri bir görev değişimi değil; güç dengesinin yeniden yazılması anlamına geliyor.
Bu ne demek Kriz anlarında dünyanın herhangi bir noktasına birkaç gün içinde müdahale edebilecek bir gücün komuta merkezinin Türkiye olması demek.
32 müttefik ülkenin sahaya süreceği askeri unsurların Türk komuta zinciriyle hareket etmesi demek.
Operasyonel aklın ve karar mekanizmasının Ankara ve İstanbul eksenine kayması demek.
Özellikle İstanbul'daki 3. Kolordu'nun rolünün çok önemli olduğu Avrupa başkentlerinde konuşuluyor. Tamamen mobil yapısı sayesinde klasik savunma anlayışının ötesine geçen bu yapı, NATO'nun "bekle ve gör" doktrininden "ilk hamleyi yap" stratejisine geçişinin de sembolü.
Artık tehdit kapıya dayandığında değil, ortaya çıktığı anda karşılanacak. Bu yeni dönemde Türkiye sadece coğrafi bir köprü değil; askeri, teknolojik ve stratejik bir merkez.
Kürecik'teki radar üssü gibi unsurlar da bu tablonun tamamlayıcı parçaları.
Erken uyarı sistemleri açısından Türkiye'nin sunduğu avantaj, Avrupa'nın başka hiçbir bölgesinde aynı etkinlikle sağlanamıyor.
Basit bir gerçek var:
Türkiye olmadan Avrupa'nın savunma hattı daha geç başlar, daha geç tepki verir.
Ve modern savaşta "geç" demek, çoğu zaman "kaybetmek" demektir. Peki Türkiye neden bu kadar önemli hale geldi Her büyük adımın elbette bir geçmiş planı vardır.

2