ABD- İsrail 28 Şubat'ta İran'a savaş başlattı. İran da Hürmüz Boğazı'nı kapattı. Füzeler gökyüzünü kaplarken, petrol tankerleri motorları durdurdu. Dünya piyasaları alarm verirken "küresel kriz" çığlıkları da yükseldi. ABD-İsrailİran hattında büyüyen gerilim, milyonlarca insan için korku, belirsizlik ve ekonomik yıkım anlamına gelirken; dünyanın en büyük enerji ve finans şirketleri için adeta altın çağın kapısını araladı.
Savaşın ilk etkisi petrol piyasasında görüldü.
Hürmüz Boğazı'na dair her tehdit, petrol fiyatlarını birkaç dolar daha yukarı taşıdı. Brent petrol yükseldikçe, ExxonMobil'den Shell'e, BP'den Chevron'a kadar enerji devlerinin kasaları doldu. Dünya akaryakıt zamlarıyla boğuşurken, bu şirketlerin çeyrek kârları milyarlarca dolar arttı. Çünkü savaş, enerji piyasasının en büyük yatırım aracıdır.
Siber saldırılar, yapay zekâ destekli istihbarat sistemleri ve dijital güvenlik ağları da dev bir ekonomik sektör haline geldi. İsrail'in en büyük destekçisi Palantir gibi şirketlerin yükselişi 1 trilyon dolarlık değerlenmeyle sürdü. Kriz büyüdükçe kazanan bir başka grup ise küresel finans çevreleri oldu.
Petrol fiyatları oynadıkça, döviz piyasaları sarsıldıkça, Wall Street işlem hacimlerinden "bazı özel şirketler" toplamda 500 milyar dolar kazandı.
Küresel belirsizlik, yatırım bankaları için adeta fırsata dönüştü.
JPMorgan
Goldman Sachs
Morgan Stanley
Citigroup Çılgın gelirler elde etti.
İşte dünyanın acı gerçeği tam burada ortaya çıkıyor: Bir bölgede insanlar ölürken, başka bir coğrafyada şirket hisseleri yükseliyor. Bir annenin gözyaşı, bir şirketin hisse grafiğinde yukarı yönlü ok olarak karşılık buldu. Bu nedenle savaşlar artık yalnızca ideolojik ya da jeopolitik değil; aynı zamanda ekonomik organizasyonlar haline gelmiş durumda.
Devletler çatışıyor küresel şirketler bu çatışmalardan sistematik biçimde besleniyor. Ya da enerji krizleri büyüdükçe petrol şirketlerinin rekor kâr açıklaması tesadüf değil. Ortadoğu'daki her kriz, küresel sermayenin bazı merkezlerinde yeni yatırım fırsatı olarak okunuyor. Çünkü modern dünyada savaş artık sadece tanklarla değil; borsalarla, enerji kontratlarıyla ve savunma ihaleleriyle de yürütülüyor. Kaybeden ise yine masum insanlar oluyor. Daha pahalı enerji, yüksek enflasyon ve daha güvensiz bir dünya. Artık yeni düzeninde savaş cephede değil bilançolarda kazanılıyor.
KİM KAYBEDİYOR
ABD-İsrail'in İran savaşı birilerine milyarlarca dolar kazandırırken bu faturayı da birilerinin ödemesi gerekiyordu. Öyle de oldu. ABD'de kırmızı et fiyatı yüzde 68 arttı. Yumurta yüzde 39, benzin yüzde 63, elektrik ise yüzde 40 yükseldi. Benzer rakamlar savaşın etkisiyle her ülkede hissedildi. Kağıt üzerindeki rakamlarla market rafındaki gerçekler arasındaki fark büyüdükçe, insanların korkusu da aynı oranda arttı.
İnsanlar istatistikleri değil; kasadaki fişi, elektrik faturasını ve mutfaktaki boşalan buzdolabını görüyor. İran savaşı ya da Orta Doğu'daki her yeni gerilim sadece cephede kayıplar üretmiyor; dünyanın dört bir yanında sofraları küçültüyor. Savaşın kaybedeni maalesef masum insanlar. Petrol fiyatı yükseldiğinde nakliye zamlanıyor, üretim maliyetleri artıyor, market rafındaki her ürün pahalanıyor.
Tabii ki fırsatçıları da unutmamamız gerekiyor. ABD-İsrail sadece İran'a savaş açmadı, binlerce kilometre ötede yaşayan insanların cebine de göz dikti. Bu, küresel enflasyonu yeniden ateşledi. Dünya uzun süredir aynı paradoksu yaşıyor: Teknoloji çağında üretim artıyor ama insanlar daha pahalı yaşıyor. Marketler dolu ama sofralar küçülüyor. Ve belki de çağımızın en büyük trajedisi milyarlarca insan belki savaşlarda ölmüyor ama fakirleşiyor. Avrupa ülkelerinin bugün ABD ve İsrail'i hedef seçmesinin nedeni kendi vatandaşlarının da etkilenmesi. Almanya ve Fransa, İsrail'e karşı ilk kez çok sert açıklamalar yaptı. Elbette İsrail'in barbarlığına yıllarca ses çıkarmayanların birden vicdan sahibi olması inandırıcı değil. Çünkü duyduğumuz vicdanın sesi değil.

13