Ortadoğu'da hiçbir savaş açıklanan gerekçelerle başlamaz. Güvenlik söylemleri, büyük stratejik planların üzerini örten bir perdedir aslında. İsrail'in Lübnan'a yönelik askeri planları da tam olarak böyle bir tabloyu yansıtıyor. ABD destekli İsrail-İran savaşını da bu açıdan incelemek gerekiyor. İsrail, Ortadoğu'yu kan gölüne çevirerek gerçek planını gizliyor. Çünkü sahadaki askeri hareketlilik incelendiğinde, savaşın yalnızca İran'a karşı olmadığı; aynı zamanda Lübnan'ın güneyini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen daha geniş bir stratejinin parçası olduğu görülüyor. Resmi açıklamalarda Tel Aviv yönetimi İran'ın bölgesel tehdidini ve füze kapasitesini gerekçe gösteriyor. Ancak İsrail'in aynı anda Lübnan'da yoğun askeri faaliyet yürütmesi tesadüf değil. İsrail ordusunun Beyrut ve güney Lübnan'a yönelik geniş çaplı bombardımanları ve bölge halkına yönelik tahliye çağrıları, olası bir kara operasyonunun hazırlığı olarak yorumlanıyor. Nitekim son günlerde İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki yaklaşık 700 bin kişiyi bölgeden uzaklaştırması, büyük ve tehlikeli planın kanıtı. Yani İsrail'in İran'la savaşı, aslında Lübnan'daki büyük planın önünü açan bir stratejik hamle. Bu ihtimali güçlendiren en önemli unsur, İran'ın bölgedeki en güçlü müttefiki olan Hizbullah'ın Lübnan'da bulunmasıdır.
Tahran'ın İsrail'e karşı kurduğu "vekil güçler ağı"nın en önemli askeri unsuru bu örgüt olarak görülüyor. Gelelim İsrail'in sinsi planına. Stratejik açıdan bakıldığında İsrail'in üç temel hedefi olduğu görülüyor. Birincisi, İran'ın Akdeniz'e uzanan askeri koridorunu kesmek. Tahran'dan başlayıp Irak ve Suriye üzerinden Lübnan'a ulaşan bu hat, İran'ın İsrail'e karşı en önemli stratejik avantajlarından biri olarak görülüyor. İkincisi, İsrail'in kuzey sınırını kalıcı biçimde güvence altına alarak bölgesel güç dengelerini yeniden kurmak. Eğer İsrail güney Lübnan'da askeri üstünlük sağlayabilirse, İran'ın en güçlü bölgesel müttefiki ciddi şekilde zayıflamış olacak. Üçüncüsü ise planın en büyük parçası. İsrail Akdeniz sınırını genişletmek için Lübnan'ı işgal ediyor. İşte tam bu noktada İran savaşı ile Lübnan planı birbirine bağlanıyor. İran'a karşı yürütülen askeri baskı, aynı zamanda onun bölgedeki en güçlü askeri uzantısı olan Hizbullah'ı yalnızlaştırmayı hedefliyor. Böylece İsrail'in Lübnan'da daha geniş bir askeri operasyon yürütmesi stratejik olarak daha mümkün hale geliyor. Ancak bu planın büyük riskler taşıdığı da açık.
Lübnan, Ortadoğu'nun en karmaşık siyasi ve toplumsal yapılarından birine sahip. Tarih ise İsrail'in Lübnan'da hızlı sonuç almayı planladığı operasyonların çoğu zaman uzun ve yıpratıcı savaşlara dönüştüğünü gösteriyor. Bugün yaşanan gelişmeler bu nedenle yalnızca İran ile İsrail arasındaki bir savaş olarak okunmamalı. Asıl soru şu: Bu savaşın nihai hedefi Tahran mı, yoksa İsrail'in kuzeyinde yeni bir jeopolitik harita mı Maalesef sinsi jeopolitik adım...
6 STRATEJİK HATA
İsrail, ABD'yi İran'la savaşa ikna etmek için sahte raporlar hazırladı. Washington'da ve Avrupa başkentlerinde artık en çok konuşulan soru bu. ABD Başkanı Donald Trump'ın İran savaşı sürecinde yaptığı stratejik hatalar da bu raporların hatalı olmasından kaynaklanıyor.
1 "Liderleri öldürürsek rejim çöker" varsayımı: Trump yönetiminin temel stratejilerinden biri "decapitation strategy" (baş kesme stratejisi) idi. Bu strateji, rejimin üst düzey isimlerini hedef alarak devletin çökeceği varsayımına dayanıyordu. Saldırılarda İran'ın en üst liderleri öldürüldü. Rejim, hızlıca kendini yeniledi.

6