HAZİNE WAR
Donald Trump'ın ikinci kez ABD Başkanlığı koltuğuna oturması, Avrupa başkentlerinde en kötü senaryo olarak görülüyordu. Korkulan oldu. Trump, Beyaz Saray'daki ilk haftasında silahlarını çekti ve Avrupa'ya resmen savaş açtı. Ancak bu kez cephe tanklarla değil, vergilerle; füzelerle değil, finansla kuruldu. Trump'ın ticaret merkezli vergi saldırısı Avrupa'nın beklediği ama karşı koymakta zorlandığı bir hamleydi. Hedef Avrupa Birliği'ni zayıflatmak, mümkünse dağıtmak. Fransa ve Almanya gibi birliğin lokomotif ülkelerine karşı kullanılan sert dil, artık diplomatik nezaketin çoktan terk edildiğini gösteriyor. Grönland hamlesi ise sadece bir toprak pazarlığı değil; Avrupa'nın iplerini Washington'ın eline alma projesinin bir parçası. Peki Avrupa'nın elinde hiç mi koz yok Var. Hem de Trump'ın uykularını kaçıran bir koz. "Sell America" (Amerika'yı Sat). Uzun süredir rafta tutulan bu plan, yeniden masaya sürülüyor. Avrupa Birliği'nin elinde tam 8 trilyon dolarlık ABD Hazine tahvili bulunuyor. Bu rakam, 34 trilyon dolarlık Amerikan tahvil piyasasının yaklaşık yüzde 24'ü demek. Yani Avrupa, ABD borçlanmasının en büyük finansörlerinden biri. Tahvillerin toplu şekilde satılması ne anlama gelir Piyasaya tahvil yağmuru, yükselen faizler, sarsılan Amerikan ekonomisi... Kısacası Washington için kırmızı alarm. Trump bunun farkında. İsviçre'de yaptığı açıklamada Avrupa'yı açıkça tehdit etti: "Avrupa, Amerikan hazine tahvillerini satabilir mi Evet. Ama böyle bir şey yaparlarsa çok büyük bir misilleme yaparız. Tüm kozlar onların değil, bizim elimizde." Klasik bir Trump blöfü mü, yoksa yaklaşan bir finans savaşının ilanı mı Ancak hepimizin merak ettiği asıl soru şu: Avrupa bu kozu oynamaya cesaret edebilir mi Eğer ederse, sadece ekonomik bir hamle yapmış olmaz; ABD–Avrupa ilişkilerinde yeni ve tehlikeli bir dönemin fitilini de ateşler. Görünen o ki önümüzdeki süreçte diplomasi masalarında değil, tahvil piyasalarında savaş izlenecek. Ve bu savaşın galibi, en soğukkanlı olan taraf olacak.
YİNE KORKUTTUK
Son yıllarda sessiz ama etkili bir gelişme yaşanıyordu. Türkler, paranın gücüyle, hukukun izin verdiği sınırlar içinde Batı Trakya'da ve Ege adalarında gayrimenkul almaya başladı. İşte Yunanistan'ı asıl çıldırtan hamle de bu oldu. Silahla değil, tapuyla gelen bir etki... Yunanistan'ın refleksi ise tanıdık: Yasak, sınırlama ve panik. Atina yönetimi, Türkiye ile sınır bölgelerinde yabancılara özellikle de Türkler'e gayrimenkul satışını yasaklama ya da özel izne bağlama kararı aldı. Bodrum'un karşısındaki İstanköy'den (Kos) Rodos'a, Sömbeki'den (Simi) Sakız'a kadar uzanan adalar zinciri artık "sınır bölgesi" ilan ediliyor. Midilli, Sisam, İskeçe, Meriç, Florina, Kilkis... Liste uzuyor. Coğrafya değişmiyor ama korkular büyüyor. Bu hamlenin ironik tarafı da var. Yıllarca "serbest piyasa", "AB değerleri", "mülkiyet hakkı" diyenler, konu Türkler olunca kapıları kapatıyor.

1