Gölge savaş
Trump İran savaşını durdurmak için Washington'daki güç odaklarını tasfiye ediyor; peki bu iç çatışma gerçekten savaşı bitirmek mi yoksa kontrolü ele geçirmek midir?
Yazar, ABD-İran savaşının sadece dış politika değil, Washington'daki derin güç mücadelesi olduğunu savunuyor; Epstein dosyalarının Trump'ı baskılamak için kullanıldığını ve Trump'ın şimdi kuruluşu kontrol altına almaya çalıştığını iddia ediyor. Ancak bu çerçevede savaşın gerçek nedenleri ve sonuçları ne kadar doğru analiz edilebilir?
Savaşların aslında görünenle sınırlı olmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyoruz.
Bombalar, enkaza dönen şehirler ve hayatını kaybeden masumlar...
Asıl mücadele kapalı kapılar ardında, dosyalarla, şantajlarla ve güç dengeleriyle sürüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, aylar boyunca İran'a yönelik askeri operasyona açık şekilde karşı çıktı. Ancak her karşı çıkışın ardından aynı dosya yeniden gündeme geldi: Jeffrey Epstein.
Bunun bir tesadüf olmadığı sistematik bir baskı olduğu açıktı.
Washington'da güçlü olana İsrail merkezli derin yapının Trump'ı İran savaşına zorlamak için Epstein dosyalarını bir kaldıraç olarak kullandığı gerçeğini görüyoruz.
Trump her "hayır" dediğinde, kamuoyuna yeni bilgiler sızdırıldı, siyasi alan daraltıldı.
Sonunda ise geri adım kaçınılmaz hale geldi.
28 Şubat'ta başlayan savaşta Washington ve Tel Aviv için bir "hızlı zafer" senaryosuna uygundu. İran'ın dini lideri Ali Hamaney, Tahran'daki saldırıda 40 üst düzey komutanla birlikte hayatını kaybetti.
Bu, klasik askeri doktrine göre bir rejimi çökertmesi gereken bir darbeydi.
Ancak beklenen olmadı ve İran hızlı refleks gösterdi. Yerine Mücteba Hamaney geçti.
Ölen komutanların yerleri saatler içinde dolduruldu. Savaşın kaderini belirleyen kırılma noktası da bu adımdı.
İran'da hedef alınan kişiler değil, sistemin kendisiydi. Ve o sistem hâlâ ayaktaydı. Bu gerçeği ilk fark eden isim yine Trump oldu.
Psikolojik üstünlük kaybediliyordu. Hızlı zafer beklentisi yerini belirsizliğe bırakıyordu.
37 günü geride bırakan savaş, ironik bir şekilde İran'dan çok ABD'yi ve müttefiklerini etkiliyor.
Petrol fiyatları uçuyor, küresel tedarik zincirleri kırılıyor, Avrupa ekonomisi sarsılıyor, Asya piyasaları dalgalanıyor.
Yani savaş cephede değil, ekonomilerde derinleşiyor. Trump bu tabloyu gördü ve frene basmak istedi.
Ama karşısına yine aynı gölge çıktı: Epstein.
Bu kez Trump farklı bir strateji izledi. Geri çekilmek yerine içerideki güç odaklarını hedef aldı. Bir anlamda savaşın yönünü dışarıdan içeriye çevirdi. İlk hamle İçişleri Bakanı Kristi Noem oldu. Ardından Adalet Bakanı Pam Bondi görevden alındı. Yerine getirilen isim ise dikkat çekiciydi. Trump'ın eski avukatı Todd Blanche.
Bu bir atama değil "Artık dosyaları ben kontrol ediyorum" mesajıydı.
Tasfiye dalgası bununla sınırlı kalmadı. ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Randy George görevden alındı. Ardından David Hodne ve William Green sistem dışına itildi. Güç merkezleri yeniden dizayn ediliyordu. Trump'ın yeni hedefindeki son liste de açığa çıktı:
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Çalışma Bakanı Lori DeRemer, FBI Direktörü Kash Patel...
İsrail ekseninde hareket ettiğini düşündüğü tüm isimler Trump'ın hedefinde.
Çünkü Trump savaşın sadece İran'la olmadığını, Washington'daki güç odaklarıyla da olduğunu biliyor. Eğer kontrolü kaybederse, sadece başkanlığı değil, siyasi geleceğini de kaybedecek. Hatta daha ötesi, Epstein dosyaları üzerinden tamamen tasfiye edilecek.
Bugün gelinen noktada İran savaşı Washington'ın kendi içinde verdiği bir iç savaşla beraber yürüyor.
Kazanan kim olursa olsun artık eski sistemin çökeceğini herkes biliyor.
Bir de İran'da rejimi değiştirmek için yola çıkan Washington'da, kabine ve eksenin tamamen değişmesi de ilginç bir sonuç olarak tarih sayfalarındaki yerini alıyor.
KUZEY VE GÜNEY
Beyaz Saray'ın NATO ile ilgili çıkışları uluslararası arenada pek karşılık bulmazken, Fransız haber ajansı Radio France Internationale (RFI), Türkiye ile ilgili dikkat çeken bir haberle gündeme geldi. RFI, "Türkiye NATO'da giderek güçleniyor. İttifak kapsamındaki ilk proje, Adana'da çok uluslu bir hızlı müdahale gücü kurulmasını içeriyor; bu birlik, bölgede herhangi bir kriz anında doğrudan müdahaleye hazır olacak. İkinci proje ise Karadeniz'in girişine yakın Boğaz kıyılarında bir deniz karargahı kurulmasını öngörüyor" ifadelerini kullandı. Her iki projede de Türkiye, karar alma süreçlerinin patronu olacak. RFI'nin değerlendirmesine göre bu projeler Türkiye'nin NATO'daki askeri örgütlenmede artan etkisini ve ittifakın stratejik

5