Economist kafası

Yayın politikasını Türkiye karşıtlığı üzerine kuran bir mecra düşünün: Britanya merkezli The Economist. Küresel çaptaki etkisi her geçen gün azalırken, bu köklü dergi son dönemde Türkiye'yi hedef alan ve aynı sayfada bile çelişen iki farklı analizle karşımıza çıktı.

Bir yanda Türkiye'deki münferit bir fon skandalı üzerinden medet uman, "Acaba gelişmekte olan piyasa statüsünü kaybedebilirler mi" umudunu satmaya çalışan imzasız ve çelişkilerle dolu yazılar...

Diğer yanda ise ABD'nin Orta Doğu'daki hegemonyasının çöküşünü ve bölgedeki en güçlü aktörün Türkiye olduğunu itiraf etmek zorunda kaldıkları o çarpıcı son tahlil. The Economist, konu Türkiye olunca hemen alarm zilleri çalan, uydurma argümanlarla kriz senaryoları üreten bir refleks geliştiriyor.

Oysa geçmişte dünyanın dört bir yanında yaşanan devasa fon ve ponzi skandalları karşısında aynı manşetleri atmadılar:

Rusya (1990): Sergey Mavrodi'nin MMM skandalı yaklaşık 7 milyar dolarlık vurgunla milyonları yaktı. Arnavutluk (1996): Vefa ve Gjallica saadet zincirleri ülkenin ekonomisini batırdı, maliyet 4 milyar doları buldu. ABD (2008): Bernie Madoff, küresel finans sisteminin kalbinde 65 milyar dolarlık tarihi bir ponzi dolandırıcılığına imza attı. ABD (2009): Allen Stanford, 8 milyar dolarlık dolandırıcılık ağıyla devasa bir skandala adını yazdırdı. Almanya (1991): European Kings Club, 4 milyar dolarlık vurgunla binlerce insanı mağdur etti.

Bu devasa finansal krizlerde ve dolandırıcılıklarda "ülkenin sistemik olarak küresel statüsünü kaybetmesi" gerektiği yönünde kampanya yürütmeyenler, sıra Türkiye'ye geldiğinde en küçük gelişmeyi dahi büyük bir yıkım gibi pazarlamak için birbiriyle yarışıyor.

İTİRAF GİBİ ANALİZ

Ancak madalyonun diğer yüzü, Batı merkezli akıl tutulmasının ve çaresizliğinin en net kanıtı. Derginin yayınladığı son analizler, ABD'nin Orta Doğu'daki hegemonyasının çözüldüğünü ve bu boşluğu dolduran yegane gücün Türkiye olduğunu açıkça ilan ediyor. Pragmatik dış politikası ve yerli savunma sanayisiyle masadaki elini benzersiz şekilde güçlendiren bir Türkiye var.

Suriye'den Irak'a kadar uzanan coğrafyada yeni dönemin başat aktörü, bölgesel caydırıcılığını zirveye çıkaran Ankara. Sınır ötesi operasyonlar ve bağımsız diplomatik hamlelerle kendi jeopolitik eksenini kuran Türkiye, Batılı analistlerin bile teslim etmek zorunda kaldığı gibi, artık "onsuz denklem kurulamayacak en kudretli aktör" konumunda.

GİZLİ MESAJ DURDURUN

İşte The Economist'in çelişkisi tam da burada düğümleniyor. Bir yandan fon krizleri üzerinden iç siyasete müdahale etmeye, ekonomik kaygılarla moral bozmaya çalışırken; diğer yandan sahadaki sert jeopolitik gerçeği itiraf etmek zorunda kalıyorlar. Aslında bu satır aralarındaki en büyük çığlık şu: Ey dünya, Türkiye'yi durdurun artık...

Ancak unutuyorlar; sahadaki bu yeni denge, ne manşetlerle ne de çifte standartlı analizlerle geri çevrilebilir. Türkiye, kendi eksenini kurarak kendi kaderini yazmaya çoktan başladı.