Avrupa uyanıyor

Emre Şahin
28.12.2025
10

ABD Başkanı Donald Trump'ın Avrupa'yı stratejik bir çember içine alma planı artık gizli değil. Avrupa da bu durumun fazlasıyla farkında. Yıllardır Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un dile getirdiği "Kendi NATO'muzu kurmalıyız" çıkışı, bugün artık marjinal bir görüş değil; Avrupa siyasetinin ana planlarından biri hâline geldi. Trump'ın göreve başlama törenine davet edilen tek Avrupalı lider olan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin sözleri ise bu kırılmanın ilanı niteliğindeydi: "Avrupa, ABD ile eşit bir ortak olmalı; ona bağımlı değil." Meloni'nin şu cümlesi ise aslında 80 yılın itirafıydı: "Amerikan güvenliğine bağımlılığımız vardı. Biz kolay olanı seçmiştik.

Artık dünya değişiyor. Rahat köleliği değil, pahalı özgürlüğü seçiyoruz." Bu sözler kimilerine göre meydan okuma olsa da tarihi bir itiraf. Avrupa, bugüne kadar güvenliğini Washington'a emanet etti. Ancak artık bu konforlu bağımlılığın sürdürülebilir olmadığı açıkça görülüyor. Meloni'nin "Avrupa'yı eşit güç ve saygınlığa sahip güçlü bir NATO sütunu hâline getirmeliyiz. Bu son şansımız olabilir" sözleri ise kıtanın içine düştüğü stratejik çıkmazı da gösteriyor. Avrupa'nın üzerinde dolaşan büyük bir korku var: Rusya. Almanya'dan Finlandiya'ya kadar hemen her ülke, halkını yaklaşan bir savaş ihtimaline hazırlamaya çalışıyor. Finlandiya'da 65 yaş üstü erkeklerin savaş hâlinde cephede görev alabilmesine imkân tanıyan yasanın çıkarılması bu paniğin ilanı.

Almanya, Fransa ve İtalya gibi Birliğin güçlü ülkeleri savunma bütçelerini tarihin en yüksek seviyelerine taşıdı. Ancak ortada ciddi bir sorun var: Avrupalılar kendi ordularına güvenmiyor. Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan araştırmalar halkın yüzde 69'unun Rusya ile olası askeri çatışmada ülkelerinin savunma gücüne sahip olmadığını düşündüğünü ortaya koyuyor. Silah var, bütçe var ama korku çok daha fazla var. Tam da bu noktada, yüksek sesle dile getirilmese de herkesin bildiği bir gerçek masaya geliyor: Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi için Türkiye artık bir "alternatif" değil, stratejik bir zorunluluk. NATO'nun sahada savaş tecrübesi olan, caydırıcılığı bulunan ve jeopolitik refleksleri güçlü tek orduya sahip olan ülke Türkiye. Tabii ki Avrupa için bunun da bir bedeli olacak.

Dünya değişirken, elbette güç dengeleri de değişiyor. Eski kurallar, eski konfor alanları birer birer çökerken yeni aktörler öne çıkıyor. Avrupa için bu yeni dönemde Türkiye'yi dışlayan hiçbir güvenlik mimarisinin ayakta kalma şansı yok. Bunu Macron da, Almanya Başbakanı Merz de Meloni de biliyor. Bugün Ankara, sadece bir müttefik değil; Avrupa'nın gelecek denkleminde kilit taşıdır. Evet geç de olsa Avrupa artık uyanıyor. Ve bu uyanış, Türkiye'yi merkezine almadan tamamlanamayacak kadar gerçekçi, sert ve kaçınılmazdır.

GERÇEĞİN İTİRAFI

Uzun yıllardır küresel savunma sanayii neredeyse değişmez bir hiyerarşiyle anıldı. Gelişmiş silah sistemleri tasarlayıp üretebilen ülkeler denildiğinde akla hep aynı beşli gelirdi: ABD, Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin. Bu tablo, hem askeri hem de siyasi güç dengelerinin adeta yazılı olmayan anayasasıydı. Ancak Columbia Üniversitesi profesörü Jeffrey Sachs'ın dikkat çektiği üzere, bu dönem artık geride kalıyor. Sachs'ın Türkiye örneği üzerinden yaptığı tespitler, sadece teknik bir dönüşümü değil, aynı zamanda zihinsel ve stratejik bir kırılmayı işaret ediyor. Bugün silahlı insansız hava araçları, deniz platformları, zırhlı kara araçları, elektronik harp sistemleri ve giderek daha sofistike hale gelen füze teknolojileriyle Türkiye, savunma sanayiinde kendi ekosistemini kurmuş sayılı ülkelerden biri haline geldi.