Televizyon ekranında yayınlanan bir program için denetim, yaptırım ve ceza mekanizması işletilirken; aynı içeriğin ya da çok daha ağırının dijital platformlarda ve YouTube gibi mecralarda yayınlanmasına tamamen farklı bir anlayış benimsenmesi, çağın medya gerçekliğiyle bağdaşmıyor.
Bugün çocuk da aynı ekrana bakıyor, yetişkin de. Bir içerik televizyondan yayımlandığında milyonlara ulaşıyor; YouTube'a yüklendiğinde, sosyal medyada paylaşıldığında veya dijital platformlarda yayınlandığında da milyonlara ulaşıyor.
O halde asıl mesele, içeriğin hangi frekanstan yayımlandığı değil, topluma ne sunduğu olmalı. Avrupa'nın önemli ülkeleri tam da bu noktada dikkat çekici bir yaklaşım sergiliyor.
Fransa, Almanya ve İtalya, geleneksel yayıncılığı denetleyen kurumlarını dijital dünyanın dışında bırakmıyor. Ulusal televizyonları için geçerli olan kamu yararı, çocukların korunması, şiddet ve nefret içerikleriyle mücadele, reklam şeffaflığı ve sorumluluk ilkelerini dijital platformlar için de güçlü biçimde uyguluyor.
DİJİTAL AYRI BİR KITA DEĞİL
Dünyada bu tür örnekler varken, RTÜK neden ATV'yi hedef aldı
Tartışılması gereken çok daha önemli bir konu var. Denetimin yalnızca geleneksel yayıncıların omuzlarına yüklenmesi.
ATV, yayını nedeniyle yaptırımla karşılaşırken; YouTube'da, sosyal medya platformlarında veya başka dijital mecralarda yaş sınırı olmadan çok daha ağır şiddet görüntülerinin, çocuklara uygun olmayan içeriklerin, dezenformasyonun ve manipülasyonu görmezden gelen RTÜK'ün amacı ne
Üstelik mesele yalnızca içerik de değildir. Dijital platformlar artık haberin nasıl görüleceğini, hangi görüşün öne çıkarılacağını, hangi videonun milyonlarca kişiye önerileceğini belirleyen devasa algoritmik güç merkezlerine dönüşmüş durumda.
Televizyon yayıncısı ekrana koyduğu içerikten sorumlu tutulurken, dijital platformların "Biz sadece aracıyız" diyerek tüm sorumluluğun dışına çıkması giderek daha az kabul gören bir yaklaşım haline geliyor.
Avrupa'nın verdiği mesaj açık: Dijital dünya, hukukun ve kamusal sorumluluğun dışında ayrı bir kıta değildir.
Mesele çocukların korunmasıysa, hem televizyonda hem YouTube'da aynı kurallar geçerli olmalı. Şiddet içerikleri sorun ise hem ulusal kanalda hem dijital platformda sorun olarak görülmeli.
Nefret söylemiyle mücadele edilecekse, bunun adresi yalnızca televizyon stüdyoları olmamalı.
İSTİHDAM SAĞLAYANA CEZA
Dezenformasyon toplum için tehditse, algoritmaların milyonlarca kişiye yaydığı yanlış bilgiler de aynı ciddiyetle ele alınmalı. Reklam şeffaflığı gerekiyorsa, bu yalnızca televizyon reklam kuşakları için değil, influencer ekonomisinden gizli sponsorluklara kadar dijital dünyanın tamamı için geçerli olmalı. Kısacası aynı vatandaşa ulaşan, aynı toplumu etkileyen ve aynı kamu alanını şekillendiren mecralara iki ayrı hukuk uygulanamaz.
Avrupa bu motto ile hareket ederken Türkiye'de durum neden farklı!
ATV'ye verilen ceza üzerinden başlayan tartışma bu nedenle yalnızca bir kanalın, bir programın ya da tek bir kararın tartışması değildir.
Türkiye, medya denetimini yalnızca klasik ekranlara mı uygulayacak, yoksa çağın gerçeklerine uygun biçimde bütün yayın alanına mı bakacak
Fransa, Almanya ve İtalya'nın modeli bize şunu gösteriyor: Televizyonu denetleyip dijital platformları görmezden gelmek sürdürülebilir değil. Ulusal yayıncıya "sorumlusun" derken, küresel platforma "sen serbestsin" demek ne kadar adil olabilir!
On binlerce kişiye istihdam sağlayan milli yayıncıların, ülkemizde neredeyse hiçbir iş katkısı sağlamadan milyonlarca lirayı alıp giden dijital platformlar daha ne kadar kanunsuz olarak yoluna devam edecek!
FRANSA'DA ARCOM
RTÜK'e göre son model bir kurum. Sosyal ağlardan video paylaşım sitelerine, dijital içerik alanından büyük çevrim içi platformlara kadar genişleyen bir denetim anlayışı bulunuyor.

10