TÜRKİYE YÜZYILI'NIN EKSİK PARÇASI

Çocuklara 'büyünce ne olmak istiyorsun' diye sorarsanız alacağınız, en popüler cevap büyük ihtimalle 'Youtuber' olacak.

Gençlerde de durum pek farklı değil. Ya Youtuber olmak istiyorlar ya sosyal medya fenomeni... Özetle dijital içerik üreticisi.

Kabul edelim, bugün içerik üreticisi olmak artık bir meslek olarak kabul ediliyor. Hatta belli bir takipçi sayısına ulaştıktan sonra 20 yıllık sigortalı işini bırakan yetişkinler bile var.
Bunun en önemli sebebi; iyi para kazandırması...

Okuyarak gelebileceğin yerden, çekirdekten yetiştiğin zanaatten ve risk alarak yapacağın girişimden çok daha iyi kazandırabiliyor.

Hem de başında amir yok, patron yok, eleman maaşıydı stopajıydı derken büyüyüp giden gider defteri yok...

İhtiyacın bir akıllı telefon bir de mikrofon....

Buraya kadar işin ballı tarafı, ama bir de bu meselenin zehirli tarafı var.

PARA KAZANMA SİSTEMİ NASIL ÇALIŞIYOR

Gerek sosyal medya fenomenlerinin gerek de Youtuber'ların ana gelir modelini, içerik ürettikleri platformlardan direkt olarak aldıkları ödenekler oluşturuyor.

Buna 'gelir paylaşım modeli' deniyor.

Söz konusu model şöyle işliyor:

Platform, yüzlerce markadan reklamlar alıyor. Bu otomobil markası da olabilir, deterjan markası da...

Bu markaların hepsinin büyük olmasına gerek yok. Dükkanı geçen hafta açan mahalle bakkalı da bu platformlara reklam verebilir.

Hatta bireysel kullanıcıların bile reklam vermesi mümkün.

Platformlar, buralardan elde ettikleri gelirlerin bir kısmını fenomenlere dağıtıyor. Fenomen ne kadar çok izlenirse o kadar çok ödenek alıyor.

KUMAR ÇETESİ İÇİN ÇALIŞMAK İSTER MİSİN

İlk bakışta sistemde bir sorun yok gibi görünüyor, ancak biraz derine inince işin rengi değişiyor.

Zira sosyal medya platformların pek çoğu, aldığı reklamların içeriğini pek umursamıyor. Umursamadığı gibi, fenomenlere de reklamlar arasında bir seçim hakkı tanımıyor.

Gerçi fenomenler için bir süzgeç sistemi var ama o süzgeçin delikleri bir hayli büyük. Dolayısıyla 'muzır neşriyatı' yakalamakta pek başarılı değil.

Sorun da tam bu noktada başlıyor, çünkü bazı reklam verenler tamamen dolandırıcılardan oluşuyor. Bunun yanına bahis reklamları, flört uygulamaları ve cinsel içerikleri reklamlar...

Bir de boykotlu markalar var tabi...

Düşünsenize; bir video hazırladınız, son derece nitelikli bir iş çıkardınız ve gelir elde etmek istiyorsunuz.

Ama o da ne

30 saniye boyunca bir flört uygulamasının reklamı. Ekranda bir kadın ve erkek; üstünde şöyle yazıyor: Şehrindeki 40 yaş üstü kadınlarla tanış.

Ya da bir sanal kumar tanıtımı...

Şu reklamı pek çoğunuz gördünüz diye düşünüyorum: Falanca sunucu ile filanca oyuncu canlı yayında birbirine girdi!

Tabi görüntüler montaj. Oyle bir olay hiç yaşanmadı. Amaç, insanların tıklamasını sağlamak.

Sonra ya sahte tıklama operasyonu ya cihazınıza bir virüs ya da bilgilerinizin şak diye çalınması...

Soruyorum;

Sen gençleri kumar batağına sürükleyen bir çeteye ortak olmak ister misin

Bir fuhuş organizasyonuna aracı olmak

Ya da Filistinlilerin bombalarla havaya uçtuğu anları dalga konusu yapan dondurmacının daha çok kazanması için çalışmak

Mevcut düzende içerik üreticisi olduğun zaman tam olarak bunları yapıyorsun.

YERLİ SOSYAL MEDYA ŞART!

Peki, çözüm ne

Çözüm, yerli ve milli sosyal medya.

Nasıl ki piyade tüfeği, savaş gemisi, hava savunma sistemi ve hatta dronlar bile yerli oldu; sosyal medyada da yerlileşme hareketi şart!