Geleneksel internet tarih olurken, Web 3.0 ve uzay internetinin merkeziyetsiz çağı başlıyor. O çağ avantajları kadar riskleri de barındırıyor. Özellikle ulus devletler için...
Yapay Zeka buzdağının sadece görünen kısmı.
Asıl mesele web 3.0!
Zaten yapay zeka teknolojisi Web 3.0'ı taşlardan sadece biri. Tıpkı meta evren, dağıtık defter ya da nesnelerin interneti gibi...
'Web 3.0 nedir' diye sorarsanız; internetin en yeni sürümü diyebiliriz. Bizler şu an Web 2.0 teknolojisini kullanıyoruz. Web 3.0 ise yepyeni bir teknoloji.
Hatta onun için internetin yeniden keşfi diyenler bile var.
Peki, Web 3.0'ın bugün kullandığımız internetten farkı ne
En temel farkı merkeziyetsiz olması. Web 2.0'da verilerimiz belli merkezler tarafından kaydediliyor. Dolayısıyla bütün kontrol o merkezlerde. Web 3.0'da ise veriler kullanıcıların ağlarında kaydedilecek. Yani belli bir merkez olmayacak. Hepimiz verilerin kaydedildiği depolama alanları haline geleceğiz.
Hatta internet servis sağlayıcıları bile değişecek. Optik kablolara bağlı internetin yerini uzay interneti alacak. Direkt olarak uzaydan sağlanan bir internet hizmeti...
YENİ ULUSAL GÜVENLİK RİSKLERİ
Bu durumun, interneti kullanma alışkanlıklarımızdan ticarete; hatta politikaya kadar pek çok alanda köklü değişimler getirebileceğini tahmin etmek zor değil.
Söz konusu değişimler, ulus devletler için yeni kırmızı alanlar demek. Bir başka ifadeyle, yeni ulusal güvenlik riskleri...
Nasıl mı
2010 yılına gidelim... Tunus'ta bir seyyar satıcı, tezgahına el koyan zabıtalara kızıp kendini ateşe verdi. Görüntünün internette yayılmasıyla beraber olaylar çığ gibi yürür büyüdü. Fas, Libya, Cezayir derken olaylar Suriye'ye kadar uzandı. Dünya artık 'Arap Baharı' denilen kitlesel yeni bir süreçle karşı karşıyaydı. Domino etkisiyle büyüyen olaylarda birkaç ülkede yönetimler yıkıldı.
Arap Baharı, Web 2.0'ın ilk geniş çaplı meyvesiydi, çünkü olayları büyüten en önemli etken sosyal medya gücüydü. Sosyal medyanın aslında Web 2.0'ın ta kendisi olduğunu daha önceki yazılarda belirtmiştim.
Olaylar 2013 yılında Türkiye'ye de sıçradı. Gezi Parkı'ndaki ağaçları bahane eden bir grubun yaktığı ateş ülkenin dört bir yanına sıçradı. Taksim Meydanı uzun süre eylemlere sahne oldu. Esnaflar günlerce dükkanlarını açamadı.
Bu süreçte insanları meydana çekmek için sosyal medyada çok sayıda yalan haber yayıldı. Panzer vatandaşı ezdi, göstericilere yasaklı portakal gazı sıkıldı ya da eylemler 48 saat daha devam ederse yönetim düşecek gibi... Hatta bir kadın çıkıp imamın eşi olduğunu söyleyerek eylemlere destek vereceğini söyledi.
Çok geçmeden Kadim Türk devlet aklı devreye girdi. Arap Baharı'nın vurduğu diğer ülkelerden farklı olarak Türk devleti de sosyal medyayı kullanmaya başladı. İnsanları sokakları çekmek için atılan yalanları teker teker ifşa etti.
Panzerle ezilen kişi aslında başka bir ülkede bot motoru sebebiyle yaralanmış bir kazazedeydi. Portakal gazı, turuncu renkli biber gazı çıktı. İmamın karısı ise muhalefet partisine üyeydi ve herhangi bir imamla münasebeti yoktu.
Yalanlar ortaya çıkınca halkın büyük kısmı meydanlardan çekildi. Gezi Parkı olayları, daha doğrusu Arap Baharı'nın son halkası başarısız oldu.
Böylece Türkiye, sosyal medyadan yönetim yıkma taarruzunu püskürten ilk ülke oldu. Bundan sonra dünyanın farklı ülkelerinde çıkarıylamaya çalışan sosyal medya kalkışmaları büyük oranda başarısız oldu.
Yönetimler, propagandaya karşı hiçbir şey yapamıyorsa bile internetin fişini çekti. Bu sayede olaylar büyümeden yatıştı.
DEVLETLER ARTIK İÇERİDEN YIKILIYOR
Şimdi tarihte biraz daha geriye gidelim... 70 yıl kadar...
Dünya siysi tarihininson 70 yılına baktığımızda dağılan devletler ve yıkılan yönetimlere büyük bir detay gözümüze çarpar. Çoğu içeriden yıkıldı. Sovyet Rusya, Yugoslavya, Doğu Almanya, Çekoslovakya...
Örnekleri arttırmak mümkün. Dış müdahaleyle yıkılanlara baktığınızda ise Irak'tan başka bir örnek bulmak bir hayli zor.
Bunun önemli nedenleri var...
Mesela; iç ayaklanma ile devlet yıkmak dışarıdan saldırmaya göre çok daha ucuza mal oluyor. Füze fırlatmıyor, uçak kaldırmıyor ve askerleriniz başka bir ülkede 3 öğün doyurmak zorunda kalmıyorsunuz.
Hatta herhangi bir çatışmaya asker göndermediğiniz için ülkenize tabutlar da dönmüyor ve kamuoyuna karşı zor durumda kalmıyorsunuz.
Bir diğer önemli neden ise, 'Kapitalizmin çarkları'nın durmasına gerek kalmıyor. Her ne kadar iç karışıklık olsa da, füzelerin patlamadığı yerde fabrikalar çalışmaya devam eder. Böylece küresel tedarik zincirinde aksama olmaz.

25