Bir vize hikayesi de benden!

AKP'li Metiner için Dışişleri Bakanlığı ABD'den vize dileniyor, ama küçük memur Çölaşan'a 50 yıl önce kapı kapalıydı—fark sadece güç mü?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, AKP eski milletvekili Mehmet Metiner'e vize çıkartması için Dışişleri Bakanlığı'nın ABD'ye resmen başvurmasını kınayor; bunu, 1971'de kendisinin ABD büyükelçiliğinde uğradığı hukuksuzluk ve Bakanlık'tan aldığı cevapsızlık ile karşılaştırıyor. Yazarın iddiası, iktidar mensuplarının yasadışı muameleye karşı devlet koruması aldığını, küçük memurların ise hiçbir destek görmediğini göstermek; peki devletin seçici adalet uygulaması meşru bir muhasebe aracı mı, yoksa daha derin bir sistem sorunu mu?

Sevgili okurlarım, Ankara'daki ABD büyükelçiliği AKP eski milletvekili Mehmet Metiner'e vize vermemiş! Bunun üzerine bizim anlı şanlı Dışişleri Bakanlığı devreye girip durumu ABD'ye resmen sormuş, vizenin verilmesini istirham etmiş! Hiç merak etmesinler çok yakında verilecektir.

Yazıda geçen ifadeler çok ilginç! Dünkü Sözcü'de okumuşsunuzdur, yalvarışlarla dolu dört satırlık yazıda iki kez "saygılarımızı sunarız" bir kez de "şeref duyarız" ifadesi geçiyor.

Geçmiş yıllarda ben de bir vize hikayesi yaşamıştım ama arkamda ne Dışişleri Bakanlığı vardı ne de başkaları!.. Çünkü ben küçük bir devlet memuru idim, hepsi o kadar!

★★★

Bu olayı Önce İnsanım Sonra Gazeteci isimli kitabımda yıllar önce bakın nasıl anlatmıştım:

"...Planlama'dan kovulduktan sonra Maliye Bakanlığında çalışmaya devam ediyorum. ABD tarafından finanse edilen 'Program Bütçe' uygulaması için bazı arkadaşlarımızı ABD'ye gönderiyorlar. Orada New York eyaletinde bu tür bir bütçe uygulanıyormuş. Bizler de bunu öğreneceğiz. Bütün masrafları ve oradaki harcamaları ABD karşılıyor. Sonunda bana da sıra geldi. Biz üç arkadaş gideceğiz. Pasaportlarımızı ve diğer belgeleri hazırladık.

Şubat 1971. Üç arkadaş aramızda iş bölümü yaptık. Pasaportlar Ankara'daki ABD Büyükelçiliğine vize için verilmiş. Ben pasaportları almaya gittim. Beni elçiliğin alt katında bir yere indirdiler. Orada karşıma dev gibi, sonradan adının Bobby Walter olduğunu öğrendiğim bir zenci çıktı, beni karşısına oturttu ve İngilizce olarak sormaya başladı:

"ODTÜ mezunusun değil mi"

"Evet."

"Orada öğrenci derneği başkanlığı yaptın mı"

"Evet, yaptım."

"Açık oturumlar, toplantılar düzenledin mi"

"Evet, düzenledim."

★★★

Amerikalı görevli anlaşılan bir şeylerden kuşkulanmıştı. Ya elinde benimle ilgili bazı belge ve bilgiler vardı ya da gereksiz yere işgüzarlık yapıyordu. O günlerde ODTÜ "sakıncalı üniversite" olmuştu. Mezunlarının ve öğrencilerinin çoğu sol görüşlüydü. Amerikalı görevli sorgu dozunu giderek arttırıyordu:

"Komünistlerle ilişkin var mı"

"Bakın, ben Türk devletinin memuruyum. Bana böyle sorular soramazsınız."

"Burası Amerikan toprağıdır. İstediğimi sorarım ve sen de cevap vermek zorundasın. Sen benim ülkeme gitmek için vize istiyorsun. Söyle bana, komünist misin"

Vay be, herif beni azarlamaya başlamıştı. Feci asabım bozuldu ve ben de ona bağırmaya başladım. Kendisinin hiçbir sorusuna cevap vermek zorunda olmadığımı söyledim.

Aslında komünist falan değildim ama komünist olmadığımı bu herife söylersem küçük düşerdim. Onun karşısında sanki hesap veriyormuş gibi olurdum. Ben orada Türk devletinin bir görevlisiydim.

Tartışmamız bağırıp çağırmaya dönüştü. Elçilikte görevli personelin yanımıza koştuğunu hatırlıyorum. Biraz da bundan cesaret alarak elimdeki belgeleri ve kağıtları Amerikalı'nın suratına fırlattım.

Zenci yerinden kalktı, bana ters ters baktı ve elindeki pasaportumu benim kafamın üzerinden karşı duvara fırlattı, Yani Türk devletinin pasaportunu...

"ABD sana ve senin gibilere vize vermez. Senin gibilere bizim kapımız kapalıdır. Haydi şimdi burayı terk et ve evine git."

"Size vize için ben başvurmadım. Beni görevli gönderdikleri için Amerika'ya gidecektim. Ama bu pasaportu sen duvara fırlatamazsın. Ben sana bunu sorarım."

"Cehenneme git. Defol."

★★★

Bir sürü kişinin ortasında büyük bir hakarete uğramıştım. Daha doğrusu, benim kişiliğimde devlete hakaret edilmişti. Pasaportumu yerden aldım ve çekip gittim. Elim ayağım titriyordu. Bobby Walter denilen o adamı orada öldürebilirdim.

O hırsla Bakanlığa gittim. Derdimi anlatacak bir "büyük" arıyordum. Saat 14.00 olmuştu. Ortada kimse yoktu. Müsteşar Yardımcısı Tayyar Emre'nin odasında olduğunu söylediler. Odaya doğru yöneldim. Hemen önümden odacı dört kahve getiriyordu. Odacı çıktı, ben girdim. Tayyar Emre'yi ilk kez görüyordum. Yanında arkadaşları vardı. İlk gözüme çarpan, uzun parmakları ve uzun tırnakları oldu. O heyecanla söze girdim ve uğradığım hakareti anlatmaya başladım. Henüz birkaç cümle söylemiştim ki yüzünü ekşitti:

"Sen devlet memuru musun"

"Evet efendim, Bütçede çalışıyorum."

"Çık dışarı, çık dışarı bakayım. Önce memur olmasını öğren."

Artık asabım iyice bozulmuştu. Bağırmaya başladım:

"Nesini öğreneceğim devlet memuru olmanın Ne diyorsunuz siz beyefendi Benim şahsımda devlete hakaret ettiler. Benim pasaportumu yere attılar."