Önceki gün haberlere göz gezdirirken bir haber sitesindeki "Bakan açıkladı: Avrupa'nın en çok konuşanı Türkiye" manşeti ilgimi çekti. İtiraf etmeliyim ki "en çok konuşan" nitelendirmesini okuyunca aklıma dönemin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilgili sarf ettiği sözleri geldi.
Hatırlarsanız Bekir Bozdağ 6 Eylül 2017 tarihli açıklamasında Türk yargısının Avrupa ve Amerika yargılarından daha fazla hukuka bağlı ve daha adil, daha bağımsız ve tarafsız olduğunu söylemişti.
Sayın ilgili bakan beyin "Avrupa'nın en çok konuşanı Türkiye" açıklamasını da ilk etapta Bekir Bozdağ'ın yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı üzerine sarf ettiği açıklama gibi sandım.
Değilmiş. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu Türkiye'nin telefonda vakit geçirme, telefonda Avrupa'nın en çok konuşan ülkesi olduğunu açıklamış.
Ülkemiz 2025 yılının ikinci çeyreğinde, mobil ve sabit hatlardan 81,8 milyar dakika konuşma gerçekleştirmiş. Bu süre, kesintisiz konuşulduğunda 155 bin yıla denk geliyormuş!
Risksiz alan olan telefonda 'konuşmaya' vurmuşuz kendimizi.
Sosyal medyada 'konuşmak', gazete köşelerinde 'konuşmak', muhalif televizyon kanallarında 'konuşmak' riskli alan; iktidarı eleştirene göz açtırılmayan bir iklim var ülkemizde. Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler 'cumhurbaşkanına hakaret', 'terör propagandası yapmak', 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik', 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma', 'kamu düzenini bozma' gibi suçlamalarla haklarında soruşturma başlatılıyor, gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.
Gazeteci Fatih Altaylı "cumhurbaşkanına tehdit" suçlamasıyla 115 gündür cezaevinde. Cumhurbaşkanın danışmanlarından Oktay Saral hedef gösterinceye kadar savcılık Altaylı'nın sözlerinde "cumhurbaşkanını tehdit" unsuru görmedi ama Beştepe'den hedef gösterilince savcılık Altaylı'nın evinin kapısına dayandı. Hukuka göre, kanunlarımıza göre suç yok ama var.
Hakim 'kaçma şüphesi" var diyerek tutukluluğunun devamına hükmetti.
Gazeteci Furkan Karabay 15 Mayıs'tan bu yana "terörle mücadelede görev alanları hedef göstermek" ve "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan tutuklu.
Akademisyen yazar Emrah Gülsunar sosyal medyada yaptığı eleştirel siyasi yorum paylaşımı nedeniyle gözaltına alındı, hakim tutuklu yargılanmasına hükmetti.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuklanmasını hukuk, demokrasi çerçevesinde eleştiren, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve AK Partiye "gelinecek yer burası mıydı, biz bunlar için mi mücadele ettik, yıllarca mahkemelerde süründük" diyerek adalet, hukuk, demokrasi hatırlatmaları yapan AK Parti eski milletvekili Hüseyin Kocabıyık önce AK Partiden ihraç edildi. Sonra da "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla gözaltına alındı, tutuklandı.
Adalet Bakanlığı'nın 14 Mart 2024 tarihli verilerine göre son dört yılda ülkemizde 52 binden fazla kişi "cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla yargılanmış!
52 binden fazla kişi hakkında 'cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla soruşturma açılan, gözaltına alınan bir ülke nasıl bir ülkedir
***
Selahattin Demirtaş AİHM'in 'hak ihlali var' kararına rağmen cezaevinde.
Osman Kavala AİHM'in "hak ihlali var" kararına rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediliyor.
Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater antidemokratik yollarla, sandıktan çıkmış meşru hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirme suçundan tutuklu. Dosyalarında hukuken somut bir tane delil yok, dosyalarında cebir, şiddet kullandıklarına dair bir tane ima bile yok, suç yok ama cezaevinde tutuklular.
Ayşe Barım'ın başına gelenleri hukukla açıklamak mümkün mü
Adaletin merkezinde doğal olarak hukuk vardır. Soyut hukuku hakikatin içine yerleştiren, hukuka hayat veren de yargıçlardır. Bir ülkede işlerin nasıl işlediğine dair kendini gösterdiği alan adalettir.
Dolayısıyla adalet kurumu da demokrasinin ve onun zıddı olan totaliterliğin en iyi aynasıdır...
Adalet kavramı öç duygusuyla bir arada olmaz, adaletin şemsiyesinin altına hınç, öç alma giremez. Girmemelidir de adalet tam da öç alma duygusunu bitirmek için vardır.
Kişisel öç alma, intikam alma, rakiplerini susturma duygusu adaletin terazisini bozar. Nitekim adalet bozuldu ülkemizde.
***
Mesela ülkemizde artık iktidarın politikalarını eleştiren medya kurumları için "olumlu olaylar yaşanmadığı algısı yaratmak" suçu var. Devlet kurumu olan RTÜK iktidarın hassasiyetlerini dikkate alarak muhalif medya kurumlarına "Cumhurbaşkanın sözlerinin eleştirilmesi", "Cumhurbaşkanı ve Devlet Bahçeli'ye yönelik eleştirilerin sınırları aşması" gibi suçlardan üst sınırdan yayın durdurma, para cezası, ekran karartma cezaları verirken 'lisans hakkını iptal" etme sopasını yayımcıların üzerinde "Demokles'in Kılıcı" gibi sallandırıyor.

6