"TRT'de canlı yayınlansın"dan "Dava Halk TV'den bile duyurulmasın"a...

Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına saatler kala Halk TV'ye kayyum atanmasının başka hiçbir açıklaması yok. Halk Tv'nin "hukuki gerekçeler" öne sürülerek kapatılması tamamen Ekrem İmamoğlu ile ilişkili.

Yeni Parti Lideri Özgür Özel "Savunmanın başlamasına birkaç saat kala Halk TV'ye kayyum atadılar. Yani Allah'ın günü torbaya girdi de, kayyum atamanın kabul edecek bir tarafı yok ama... 590 gün sonra Ekrem İmamoğlu savunma kürsüsüne çıkmadan birkaç saat önce mi kayyum atadınız" sözlerinde haksız mı

İktidar, kamuoyu araştırmalarında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhur İttifakı'nın adayı karşısında güçlü bir rakip olarak öne çıkan Ekrem İmamoğlu'nun sesinin duyulmasını, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı mahkemede yapacağı savunmanın kamuoyuna ulaşmasını istemiyor.

Halk TV'nin yayınları bu bağlamda iktidar açısından büyük bir risk oluşturuyordu. İktidar, bu riski ortadan kaldırdığını düşünüyor. Üstelik atadığı kayyım aracılığıyla, seçim sathımailine girilirken toplumda karşılığı olan güçlü bir televizyon kanalını daha kendi kontrol alanına almış olacak.

İktidarın, ülkenin sorunlarına çözüm üretecek politikalar geliştirmek yerine, o sorunları dile getirenleri susturmayı tercih etmek gibi bir alışkanlığı oluştu.

Güçlü yerleri ele geçirince kendi faydasına olacağını sanıyor. ***

15 Temmuz darbe girişimi gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Milletimi sokaklara davet ediyorum" çağrısını iktidara yakın televizyon kanallarından değil, o dönem toplumda geniş karşılığı, etkisi, saygınlığı olan CNN Türk ekranlarından yapmıştı.

Allah göstermesin, dün bugün olsaydı, böyle bir çağrı için tercihi büyük ihtimalle Halk TV olurdu.

Neden

Çünkü böylesine kritik anlarda iktidarlar için belirleyici olan, televizyon kanalının kendilerine ne kadar yakın olduğu değil, kamuoyu nezdinde ne kadar güvenilir ve itibarlı olduğudur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 15 Temmuz gecesi CNN Türk ekranlarından topluma seslenmesini de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. CNN Türk'ün o dönemde toplumun farklı kesimlerine ulaşabilen bir kanal olması, Erdoğan'ın çağrısının geniş kitlelere ulaşmasında önemli bir rol oynamış, çağrıyı "parti çağrısı" olmaktan kurtarmıştı.

CNN Türk ve Hürriyet'in 2018 yılında iktidara yakınlığıyla bilinen Demirören Grubu'na satılması ise medya açısından önemli bir dönüm noktasıydı. Ve bana kalırsa aynı zamanda iktidar için de bir denemeydi. Bir medya kuruluşu patronaj değiştirdiğinde, yayın politikası iktidarın çizgisine yaklaştırıldığında, okurların ve izleyicilerin siyasi, ideolojik tercihlerinin de değişeceği, en azından iktidara sempatiyle bakacağına inandı.

Önemli bir muhalif medya grubu AK Parti'nin yayın organına dönüştüğünde mesele de hallolacak sandı. (Bu akılları kim veriyorsa artık)

Ama gözden kaçırılan önemli bir gerçek var, ki da şu: Maalesef medya kuruluşları, cemaatler, tarikatlar ya da parti teşkilatları gibi değiller. Sahipleri değiştiğinde okurlarını ve izleyicilerini de yanlarında götüremiyorlar.

Muhalif bir medya kurumunun patronaj değişimiyle birlikte bir anda yayın politikasını değiştirerek iktidarı övmeye başlaması, izleyicilerinin siyasi kanaatlerini aynı yönde değiştirmiyor, aksine o medya kurumunun güvenini ve itibarını patır, patır kaybetmesine yol açıyor.

Açtı da nitekim.

***

Reuters Enstitüsünün 16 Haziran 2026 tarihli Dijital Haber Raporu, ülkemizde iktidara yakın medya kuruluşlarına duyulan güvenin, muhalif haber kanallarına kıyasla oldukça düşük olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre NOW TV'ye güven duyanların oranı yüzde 57, Halk TV ve Sözcü TV'ye güven duyanların oranı yüzde 52 iken A Haber'e güven yüzde 34, TGRT Haber'e yüzde 38, Habertürk'e ise yüzde 30.

Araştırmaya göre, dünya genelinde haberlere duyulan ortalama güven yüzde 37 iken Türkiye'de bu oran, bir önceki yıla göre 5 puan gerileyerek yüzde 28'e düşmüş durumda.

Bugün AK Partili siyasetçiler de dâhil olmak üzere, AK Parti tabanında iktidara yakın haber kanalları yerine Halk TV'yi izlemeyi tercih eden geniş bir kesim bulunduğunun altını çizmekte fayda var. Çünkü ülkemizde ekonomiden siyasete kadar yaşanan gelişmelerden, Türkiye'nin gerçek sorunlarından ve gündeminden ancak muhalif haber kanalları sayesinde haberdar olabiliyorlar.

Yüz binlerce vatandaşın mağdur edildiği fon vurgununa dair bütün iddialar bütün gerçekliği ile Halk TV'nin gündemindeyken, A Haber'in gündeminde ise varmış gibi yer alıyor. Bir dönem kocaman puntolarla "Nene Hatun" unvanıyla manşetlerine taşıdıkları, yüksek volüm ekranlarından duyurdukları Fatma Betül Kayan Saya, A Haber'in gündeminde var ama 'mış' gibi yalnızca istifa haberiyle. İzleyicilerine, okurlarına Sayan Kaya'nın istifa ettiğini, artık AK Parti üyesi olmadığını duyuruyorlar ancak neden istifa ettiğini, istifasının arkasında hangi gelişmeler olduğunu tam olarak söylemiyorlar. Yüzyılın fon soygununu fon krizi, fon meselesi, fon soruşturması olarak haberleştiriyorlar.

Fon vurguncularının merkez şirketi TERA'yı haberleştiriyorlar ama TERA'nın yöneticisi Emir Münir Sarpyener'in ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile üç kuşak akrabalık bağını vurgulayarak "Deden toruna, piyangodan fona" manşetiyle duyuruyorlar. Fon soruşturmasında tutuklanan Münir Sarpyeneri'in babasının İsmet İnönü ve eski Türkiye Güzeli Keriman halis ile akrabaymış. İsmet İnönü de zaten 1968 yılında Milli Piyangodan 50 bin lira ikramiye kazanmış ama nasıl kazandığı da aradan geçen 58 yıla rağmen hala aydınlatılamamış.

(Adalet Bakanlığı bir zahmet İsmet Paşa'nın Millî Piyango'dan kazandığı ikramiyenin dosyasını da açıversin, bir soruşturma başlatsın. Ne olacak ki Az biraz yüzümüz güler bu sayede.)

***

Dindar, mütedeyyin kesimin en köklü ve etkili cemaatlerinden biri olan Erenköy Cemaati'nin fon skandalına ilişkin yayımladığı bildiri iktidar medyasının gündeminde yer bulmuyor. İktidara yakın medya kuruluşları bu açıklamayı görmezden geliyor; böylece AK Parti tabanının kendi inanç dünyasına yakın bir cemaatin fon skandalı hakkında ne söylediğinden haberdar olmasının da önüne geçiliyor.