Saadet Partisi lideri Arıkan'ı kim cesaretsizlikle suçlayabilir

Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan, dün sabah katıldığı televizyon programında 'cumhurbaşkanı adayı' için çalışmalara başladıklarını söyledi. Öyle bir isim üzerinde çalışıyorlarmış ki 'o ismi' açıkladıklarında "86 milyon insan 'oh be, işte aradığımız isim' bu" diyecekmiş ve rahatlayacakmış...

Saadet Partisi lideri, adayın kim olduğunu söylemediği gibi, 86 milyon insana "Oh be, işte aradığımız isim budur" dedirteceğini söylediği adayın profiline dair herhangi bir bilgi paylaşmaktan imtina etti.

Üzerinde çalıştıkları adayın akademisyen mi, siyasette daha önce boy göstermiş biri mi, Milli Görüş geleneğinden mi, merkez sağdan mı, ortanın solundan mı geldiğine dair en küçük bir ipucu vermedi.

Seçim atmosferine girilinceye kadar adaylarının ismini açıklamayacaklarını söyleyen Saadet Partisi lideri Arıkan sebebini şöyle açıkladı:

"Silivri'de bir nüfus artışı olmaması için ismini şimdilik gizli tutalım..." (29 Nisan, NOW Tv, İlker Karagöz)

Arıkan'ın sözleri, Saadet Partisi'nin isim çalışması aşamasını çoktan geride bıraktığını; adaylarının isminin cisminin belli olduğunu ortaya koyuyordu. Açık açık "Aman onun da başına bir şey gelmesin, iktidarın yargısı onu da kuşatma altına almasın, dava üstüne dava açmasın, iktidar onu da Silivri'ye göndermesin" diye ismi açıklamadıklarını söylüyordu.

Yine de sözlerini doğru yorumladığımdan emin olmak için dün Saadet Partisi lideri Mahmut Arıkan'ı aradım ve "Sözlerinizden, adayın aslında belli olduğu; ancak başına bir şey gelmemesi için ismini açıklamadığınız sonucu çıkıyor. Yanlış mı anladım" diye sordum.

Arıkan, hiç tereddüt etmeden doğru anladığımı söyledi, dedi ki: "Evet, cumhurbaşkanı adayımız belli, ismi belli. Ancak açıkladığımızda, adaylığını engellemek için onu da tutuklayabilirler. Bu yüzden temkinli olmakta fayda var."

Dün Arıkan'ın sözleri, "Adayımızın ismini Silivri'de nüfus artışı olmasın diye gizli tutuyoruz" başlığıyla, iktidar kanadı dışındaki medyanın neredeyse tamamında manşetti.

Sosyal medyada, WhatsApp gruplarında, siyasi kulislerde gün boyu dolaştı. Fakat dikkat çekici olan, Arıkan'ın bu temkinli tavrı ne alayla ne öfkeyle ne de korkaklık suçlamasıyla karşılanmamasıydı. Cesaretsizlikle itham eden "Bir muhalefet lideri konuşur mu" diye ayıplayan bir tek itiraz olmadı.

Neden Çünkü ülkemizde, iktidarın mutlu ve imtiyazlı azınlığı dışındaki herkes "Başıma bir şey gelir mi" korkusu taşıyor.

Korku iklimi yalnızca muhalifleri kuşatmıyor, iktidarın kendi tabanına ve kendi kadrolarına da sirayet eden siyasal bir hastalık haline geldi. Bugün AK Parti'ye oy veren insanların önemli bir kısmı bile "başıma bir şey gelir mi" kaygısıyla yaşıyor. "Bana haksızlık yapılmaz, asılsız bir suçlamayla karşı karşıya kalmam, hukuksuzluğa uğramam" diyemiyor. Çünkü oy verdiği partisine, haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik yapmayacağı konusunda güven duyamıyor.

AK Partili siyasetçilerin büyük bir çoğunluğunun kapalı kapılar ardında yaptıkları eleştirileri kamuoyu önünde söyleyememelerinin nedeni "başımıza bir iş gelir" korkusudur.

İktidar, bu ülkede hukuku inşa edemedi, adaleti tesis edemedi, ama bu ülkede ağır bir korku iklimini inşa etti. Adaletsizliği, hukuksuzluğu, ötekileştirmeyi inşa etti. Düşman hukukunu inşa etti. Gazeteci, "Bunu yazarsam başıma ne gelir" korkusu taşıyor. Sosyal medyada sıradan bir vatandaş, "Bunu beğenirsem fişlenir miyim" endişesi taşıyor. İş insanı, "Şu muhalif isimle yan yana görünürsem zarar görür müyüm" diye hesap yapıyor. Akademisyeni yazmaktan, konuşmaktan, imza atmaktan çekiniyor. Tarihçi, tarihten bir örnek verirken bile bugüne değip değmeyeceğini hesaplıyor. Vatandaş, en açık haksızlığa itiraz ederken dahi "Terörle iltisaklı mı gösterilirim" korkusuyla susuyor.

Bu yüzden Saadet Partisi liderini kimse ayıplamadı, cesaretsizlikle suçlamadı. Muhtemelen "daha da gizlesin, kendi kendine bile seslendirmesin adayın ismini"