Türkiye'yi 24 yıldır aralıksız yöneten Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendi iktidar dönemlerini "çıraklık", "kalfalık" ve "ustalık" olarak tasnif ettiğini biliyorsunuz. Erdoğan bu dönemlerdeki başarıyı da başarısızlığı da sahipleniyordu, sorumluğundan kaçmıyordu.
Ama Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle birlikte şöyle bir tarz benimsedi, fiilen de bu tarz işliyor:
Mesela iyi giden işlerin başarısı Erdoğan'ın hanesine yazılıyor, bizzat çıkıyor başarılı işleri kendisi açıklıyor, ilan ediyor. İktidar medyası da "Başkan Erdoğan"ın o başarılı işi nasıl takip ettiğini, her aşamasında nasıl emeğinin olduğunu, nasıl talimatlar verdiğini bir, bir haberleştiriyor.
Kötü giden işlerin açıklamasını ise kamuoyuna ilgili bakanlıklar, kurumlar, valililer hatta kaymakamlar yapıyor, sorumluluklarını üstlerine alıyorlar. İşler kötüye gittiğinde devlet kurumları bir anda bağımsız, özerk bir yapıya da kavuşuyor zaman zaman. Sorumluluk bazen ilgili bakana, bazen valiye, bazen kamuoyunda adı sanı bilinmeyen bir bürokrata, bazen denetim kurumuna ait olabiliyor.
***
Piramit şöyle:
Bütün yetkileri tek elde toplayan hükümet sisteminde bütün yetki yukarıda, sorumluluk ise aşağıya doğru dağılıyor.
Ve son patlayan "fon skandalı"nda, AK Parti Genel Merkez Ekonomi İşleri Başkanlığı sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla SPK'nın görev ve yetkilerini madde madde sıraladı; kurumun "bağımsız ve tarafsız" olduğunun altını çizdi.
SPK'ya adeta, "Manipülasyon şüphesi taşıyanlar hakkında savcılığa başvurabilirsin; böyle bir görev ve yetkin var" diyen AK Parti Genel Merkez'in açıklaması aynen şöyle:
"Piyasa fiyatlarını yapay olarak etkilemeye çalışan (manipülasyon) veya gizli şirket bilgileriyle haksız kazanç sağlayan şüpheliler hakkında doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmaktadır."
Yok, yanlış okumadınız, evet, aynen bu açıklamayı AK Parti Genel Merkez yaptı, Yeni Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı değil.
SPK'ya görev ve yetkilerini hatırlatan, "Savcılığa suç duyurusunda bulunma yetkin var; neden kullanmıyorsun" diyerek yol gösteren bizzat iktidar partisinin kendisi!
Şaşıracak bir şey yok. Hayır, iktidar partisi giderek daha enteresan bir hâl almıyor; patlak veren "fon skandalı"nda faturanın Beştepe'ye kesilmemesi için başarılı bir şekilde krizi yönetmeye çalışıyor. İlgili bakanlıklar da kamuoyuna "perde arkası" kulis bilgileri ve belgeler sızdırarak, devletin de hükümetin de üzerine düşeni yaptığını, olup bitenden haberdar olunduğunu ve gereken adımları attıklarını anlatıyorlar.
***
Bakın mesela, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı meğer üzerine düşeni yapmış aslında. Haberi iktidar medyasından okuyalım. Hemen hepsi, neredeyse aynı kelimelerle şöyle duyurdu, dikkatlice okuduğunuzda haberin kaynağını görebiliyorsunuz: "İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunun 2026/149004 soruşturma dosyası kapsamında İstanbul 19 Ağustos 2026 tarihinde SPK'ya gönderdiği yazının, soruşturmanın ilk aşamalarındaki önemli adımlardan biri olduğu değerlendiriliyor. Müzekkerede, Borsa İstanbul Pay Piyasasında işlem gören bazı hisselerdeki manipülatif hareketlere ilişkin ihbarların bulunduğu, savcılığın da söz konusu iddialarla ilgili resen incelemeler yaptığı ifade edildi."
Savcılık 19 Ağustos'ta SPK'ya bir yazı göndermiş. Ama SPK öyle görünüyor ki herhangi bir işlem yapmamış!
Acaba neden yapamadı, yapmadı! Kurum AK Parti Genel Merkez'in dediği gibi bağımsız ve tarafsız bir kurum olsaydı bu durumda atacağı adımlar ne olurdu
Peki neden atamamış ve beklemiş!
Durun bir dakika, doğru soru şu: SPK beklemiş mi, hiçbir şey yapmamış mı gerçekten
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 4 Kasım 2025 tarihinde Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresine katılmış ve orada "Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, bu alanda da düzenleme ihtiyacının farkındayız. Manipülasyonla mücadelenin dozunu, kayıt dışı ile mücadelenin dozunun üzerine çıkaracağız. Cezaları çok daha ağır hale getirmemiz gündemimizdeki bir konu" demiş.
İstanbul ya da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bakan Şimşek'in bu sözleri üzerine resen bir soruşturma başlatmalı değil miydi
Başlatmış mı Biz 19 Ağustos 2026 tarihli soruşturmayı biliyoruz, daha erken olsaydı onu da sızdırırlardı kamuoyuna değil mi
***
Devam edelim, SPK bürokratları da aslında fon piyasasındaki balonu fark etmişler, sekiz ay önce bir düzenleme, rapor hazırlamışlar, dönemin SPK Başkanı Ömer Gönül de bu düzenlemeyi imzalamış. Ama ne olduysa bu karara bir yerlerden müdahale olmuş ve raporun yayınlanmasının, uygulamasının önüne geçilmiş!
Yani kesin olarak bildiğimiz gerçek şu, devlet bir yıldır aslında fon piyasasındaki şüpheli işlemlerden haberdarmış. Ve bir şey daha var bu bir yılda hiçbir önlem alınmamış!
Ekonomik krizin, yüksek enflasyonun altında ezilen, kirasını, elektrik su faturasını ödemekte zorlanan vatandaş belli ki geçinebilmek, üç kuruş kazanabilmek için borsaya girmiş, küçük yatırımcı dediğimiz vatandaş. 550 bin kişinin doğrudan, 10 milyon kişinin ise dolaylı olarak etkilendiği bir skandal gerçeğimiz var.
Ve AK Parti Genel Merkez bütün ülkenin gözünün içine baka baka çıkıyor ve SPK'ya görevlerini, yetkilerini hatırlatıyor. AK Parti iktidar partisi SPK'ya görev hatırlatacak makamda mı

30