Dün aslında bugün: Bir politikacının ilginç transferi!

Dünden devam... 1944-1974 yılları arasındaki dönemin önemli tanıklarından olan İsmet Paşa'nın damadı gazeteci Metin Toker Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları adlı kitabında, 1954 seçimlerinde Demokrat Parti'nin 503 milletvekiline sahip olmasına, CHP'nin milletvekili sayısının ise yalnızca 31'de kalmasına rağmen Menderes'in gözünü CHP'li milletvekillerine diktiğini "nimetle yola gelenlere nimet verilerek, külfete dayanamayacakları tahmin edilenlere karşı, silah olarak külfet kullanıldığını" anlatır. (Sh. 435)

Menderes CHP Tunceli milletvekilleri Aslan Bora ve Fethi Ülkü'nün yakasına DP rozetini takınca CHP'nin Meclis'teki sayısı 29'a düşer ama Menderes yetinmez.

Peki ama neden diyorsunuz değil mi TBMM'de 503 milletvekili, halkın büyük teveccühünü alan bir iktidar partisi liderinin gözü 31 milletvekili olan CHP'dedir

İktidar ve güç hırsı.

Cavit Oral ve Feridun Fikri Düşünsel de CHP'den ayrılarak Demokrat Parti'ye geçen siyasetçiler arasındadır. Ancak bu transferler arasında, siyasi tarihimizin tozlu raflarında kalmış, pek bilinmeyen ve bugüne de çok şey söyleyen oldukça ilginç bir örnek vardır.

***

1929-2007 yılları arasında yaşayan, daha çok öykü ve romanlarıyla tanınan Erhan Bener, edebiyatçılığının yanı sıra 1950 ve 1975 yılları arasında Maliye Bakanlığı, Hazine ve Emekli Sandığı gibi kurumlarda üst düzey bürokratlık yapmış bir isimdir. Bener 1978 yılında Milliyet yayınlarından neşredilen "Bürokratlar" başlıklı anı kitabında bu ilginç transfer olayını "Bir politikacının ilginç transferi" bölümünde isim vermeden bütün detaylarıyla anlatıyor.

1950'li yılların ortalarında dönemin Maliye Bakanlığı, şirketleri "döviz ve vergi kaçakçılığı" başta olmak üzere çeşitli mali usulsüzlükler konusunda sıkı denetim altında tutmakta, şirketlere göz açtırmamaktadır.

Hesap Uzmanları İstanbul Grubunun en genç elamanlarından Uzman Yardımcısı A'nın Mersin'de yaptığı bir incelemede İstanbul'da uluslararası çapta bir vergi, döviz ve mal kaçakçılığı hadisesini ortaya çıkartır. Hadise o kadar büyüktür ki Maliye Bakanlığı İstanbul Grubunda her biri iki üç uzman ve uzman yardımcısından kurulu beş altı inceleme grubu kurulmasına karar verir.

Bu inceleme esnasında CHP'nin üst düzey siyasetçilerinden, İsmet İnönü'nün en yakın adamlarından bir kişi radara girer.

Sözü Erhan Bener'e bırakalım:

"Yapılan incelemeler sırasında bu şirketlerden birinde, o günlerin çok tanınmış bir politikacının da yer almış olduğu ortaya çıktı. İşin ilginç yanı bu politikacının o sırada muhalefette bulunan Cumhuriyet Halk Partisinin ileri gelen sözcülerinden biri oluşuydu. Üç gangsterle ilgili inceleme, bunların başındaki İstanbul'daki Rum azınlığın lideri bulunması dolayısıyla zaten politik bir içerik kazanmıştı. Bu bakımdan devrin Maliye Bakanı olayla yakından ilgileniyor ve inceleme elamanlarından gelişmeler hakkında sık sık bilgi alıyordu. İşin içine bu muhalif milletvekilinin adı karışınca Bakan hemen İstanbul'a geldi ve incelemeyi yapanlardan doğrudan bilgi almak istedi. İncelemeyi yapanlar arasında ben de vardım. Bakan bizi Defterdarlıkta kabul etti, başarılı çalışmalarımızdan dolayı bizi kutladı, hiçbir şeyden çekinmemizi, korkmamızı söyledi. Yaptığımız incelemelerde bu milletvekilinin üç gangster kardeşe yazdığı mektup yakın ilişkiler içerisinde olduğunu gösteriyordu. Ayrıca başka belgelere de ulaşmıştık. Ne var ki CHP'li milletvekili kendisinden bilgi almak talebimizi dokunulmazlığı olduğunu söyleyerek sert biçimde reddediyordu. Ve dokunulmazlığı olduğu için evinde ve işyerinde arama yapamıyorduk. Bakan 'Siz hiç merak etmeyin, biz onun dokunulmazlığını kaldırır, canına okuruz. Siz yalnız bana o belgeleri verin ki, Meclis Komisyonlarından gerekli kararları alabilelim' dedi."

Şimdi sıkı durun. Dönemin Maliye Bakanı bürokratlardan belgeleri istiyor. Bugün olsa daha Bakan istemeden bürokratlar kendileri sunarlar. Bakın Bener durumu şöyle anlatıyor:

"Bakanın yanından çıktıktan sonra aramızda bir süre tartıştık. Bakanın istediği belgeleri kendisine verebilir miydik Yasal ve ahlaki açıdan buna hakkımız var mıydı Daireye gittik, yasayı açtık, baktık. İncelemeler bakanlık adına yapıldığına göre, bu belgelerin verilmesi incelemelerin sağlıklı yürütülmesi amacına yönelik olduğuna göre bunda bir sakınca görmeyerek belgeleri Bakan'a teslim ettik. Ancak yine de ihtiyatlı davranmış, en önemli belgelerin fotokopilerini almış dosyaya koymuştuk."

Bugün kamuda devlet adamı ilkesiyle davranacak böyle bir konuda 'yasa, ahlak' ne diyor sorusunu soracak kaç bürokratımız vardır

Maliye Bakanı'na belgeler verildikten kısa bir süre sonra gazetelerde sözü geçen CHP'li milletvekilinin istifa ettiği haberi çıkıyor, sürmanşetten.

Bener şöyle devam ediyor:

"Aferin adama, kendi kusuru yüzünden partisine zarar gelmemesi için bu yolu seçti anlaşılan' dedik. Ancak dokunulmazlığının kaldırılması yolunda işlem başladığına dair hiçbir haber gelmiyordu Ankara'dan. Biz her ihtimale karşı, eldeki belgelere dayanarak arama yapmak üzere Mahkemeye başvurduk. Mahkeme isteğimizi 'TBMM'ye ileteceğini' söyledi. Tam o sırada bu milletvekilinin büyük bir törenle iktidar partisi saflarına katıldığını okuduk gazetelerde. Dahası bir süre sonra kabinedeki bir değişiklik sırasında Bakan da oldu ve bizden aleyhindeki belgeleri isteyen Bakanla aynı kabinede bakanlık yaptı." (Sh. 128-134)

Kim diyorsunuz değil mi bu isim. Merhum Erhan Bener anılarında isim vermiyor, bunun sebebini ise kitabının önsüzünde şöyle anlatıyor:

"Bana yöneltilebilecek eleştirilerden çekindiğim için değil, anlattığım olaylarda, kişilerden çok toplumun katlarını ve davranışlarını bir genellemeye varmak amacıyla, azgelişmişlikten gelişme sürecine geçen bir toplumun önemli bir kesiminin davranış biçimlerini belirtmek istediğim için isim vermedim." (Sh. 5)