AK Parti'nin kurulduğu 14 Kasım 2001 tarihinden bir hafta sonra bir kahin çıkıp deseydi ki:
"AK Parti iktidara gelecek. Erdoğan'ın siyasi yasağı kalkacak; önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı olacak. Ama onun Cumhurbaşkanlığı sıradan bir cumhurbaşkanlığı olmayacak. Türkiye'nin hükümet sistemini değiştirecek; siyasi tarihimizde pek az lidere nasip olmuş bir güce sahip olacak. Yasama, yürütme ve yargı üzerindeki gücün tek merkezde toplandığı bir hükümet sistemiyle ülkeyi yönetecek.
AK Parti, iktidarı o kadar çok sevecek ki sandıkta alamadığını 'kayyımla' alacak. Türkiye'yi 'kayyım' yöntemiyle tanıştıracak.
Yargı öylesine siyasallaşacak ve iktidar mücadelesinin bir aracına dönüşecek ki muhalefet partilerinden bazı siyasetçiler, hapse girmemek için yakalarına AK Parti rozeti taktıracak. Yakasına rozet taktırmayanlar soruşturmalara maruz kalacak, cezaevine girecek, kamuoyu önünde itibar suikastlarına uğrayacak.
Antidemokratik bir uygulama olan başörtüsü yasağı çözülecek. Türkiye bu ayıbından kurtulacak. Başörtülü kadınlar yargıdan eğitime, sağlıktan güvenlik bürokrasine kadar devletin her kademesinde özgürce görev yapabilecek. Kamusal alan tartışmaları geride kalacak ama iktidar bu kez başörtülü kadınları ikiye ayıracak.
İktidarın yanında duranlar 'makbul başörtülü', iktidarın karşısında duranlar ise 'vitrin mankeni' sayılacak..."
İnanmazdık. Ama bunların hepsi gerçekleşti.
Başörtüsü yasağı çözüldü ama dindarlardan oluşan iktidar partisi, bu kez dindar kadınların başlarındaki örtünün 'makbul' olup olmadığına karar veren bir merci haline geldi... Başörtülü bir kadın AK Parti'de siyaset yapıyorsa "dindar kadın"dır, ama CHP'de siyaset yapıyorsa kesinlikle "vitrin mankeni"dir.
Hatırlayın; Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Parti Meclisi Üyesi, başörtülü hukukçu Sevgi Kılıç'ı hedef alarak, "Oy almak için bazı yerlerde başörtülü birkaç kişiyi yanlarına vitrin mankeni gibi getirip koymak, artık kimseyi aldatmıyor" demişti. (1 Ocak 2021)
***
Hatta o kahin bir de şöyle somut bir örnek verseydi, deseydi ki:
"Mesela Yeni Şafak gazetesinin kurucularından, Milli Görüş hareketinin içinden gelen, Erdoğan'ın şahsen tanıdığı ve sevdiği, AK Parti'de uzun yıllar siyaset yapacak olan Ekrem Baki, gün gelecek iktidara "yozlaşma" ve "çürüme" eleştirileri yöneltecek; muhalefet üzerindeki hukukla, adaletle ve vicdanla bağdaşmadığını düşündüğü baskılara 'Muhalefete karşı yürütülen ağır baskılar ve bu baskıların giderek artması, iyiye evrileceğine dair bir işaret görememem ve gerek hukuk gerekse siyaset anlayışımın bununla bağdaşmaması sebebiyle mensubu bulunduğum AK Parti'den istifa etmiş bulunuyorum" diyerek AK Parti'den ayrılacak...
Sonra da CHP'ye geçecek.
Ve gün gelecek, AK Parti'nin yerel seçimlerde Özgür Özel liderliğindeki CHP'ye kaybettiği Üsküdar'ı yargı gücüyle geri alma sürecinde, belediye meclisindeki aritmetik hesabın önünde engel olduğu için devre dışı bırakılmak için Ekrem Baki de tutuklanacak."
AK Parti'nin kurucuları büyük ihtimalle, hatta kesinlikle "o kâhinin" meczup olduğuna kesin kanaat getirirler, anlattığı bu kehaneti ağzına tıkar, 'hadi oradan, böyle şey mi olur" diye diye köyüne kadar kovalarlardı.
Ekrem Baki tutuklandı.
Üsküdar Belediyesi AK Parti'ye geçebilsin, Meclis üye çoğunluğunu AK Parti lehine sağlayabilmek için dört yaşındaki bir çocuk annesi olan Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik tutuklandı.
***
AK Parti içinde Ekrem Baki'yi tanımayan var mıdır Yoktur. Peki, yıllarca aynı siyasi yolda yürüdüğü, Saadet Partisi'nden HAS Parti'ye uzanan siyasi yolculuğunda yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Ekrem Baki'nin tutuklanması karşısında TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ne hissetmiştir
Ekrem Baki'nin HAS Parti'de genel sekreterlik görevini emanet ettiği eski yol arkadaşının, yıllar sonra "Muhalefete karşı yürütülen ağır baskılar hukuk ve siyaset anlayışımla bağdaşmıyor" diyerek AK Parti'den ayrılmasının ve ardından muhalefet saflarına geçtikten sonra tutuklanmasının Kurtulmuş'a düşündürdüğü hiçbir şey yok mudur
Gerçekten iktidarda kalmak için yapılan her şey mübah mıdır
***
Üsküdar dediğimiz bir ilçe... Üç günlük dünyada bir belediyeyi elde tutmak; ahlaktan, adaletten, haktan, hukuktan, vicdandan daha mı kıymetlidir

31